Anasayfa
Şube Hakkında
Tarihçe
Başkanın Mektubu
Yönetim
Üye Listesi
Çağdaş Gazete
Arşiv
Bursa Basını
Bursa Basın Tarihi
Basın Kuruluşları
Etkinlikler
Eğitimler
Etkinlikler
Ödüller
İletişim
Tel@Fax
Faydalı Linkler
Çağdaş Gazete
Çağdaş Gazete

DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN MEDYA DEMOKRATİKLEŞMELİ

İLETİŞİM ŞURASI
BASIN KOMİSYONU DİVAN BAŞKANLIĞI'NA


ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ BURSA ŞUBESİ OLARAK HAZIRLADIĞIMIZ GENELDE BASININ VE ÖZELDE YEREL BASININ SORUNLARINI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİYLE BEKLENTİLERİNİ İÇEREN RAPOR VE EKLERİ DİVAN BAŞKANLIĞI'NIZA SUNULMUŞTUR. YENİ YASAL ÇALIŞMALAR İLE ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE UYGULAMALAR SIRASINDA DERNEK ŞUBEMİZİN HAZIRLADIĞI BU RAPORUN DİKKATE ALINACAĞINI UMUYOR, ŞURA'NIN İLETİŞİM ALANINDAKİ SORUNLARA KÖKLÜ ÇÖZÜMLER GETİRMESİNİ BEKLİYORUZ. SAYGILARIMIZLA...
20.ŞUBAT.2003

ÇAĞDAŞ GAZETECİLER DERNEĞİ
BURSA ŞUBESİ TEMSİLCİSİ
ÖZCAN YAZICI

RAPOR ÖZETİ:


Türkiye, bilindiği gibi uzun süredir ciddi bir ekonomik kriz yaşamaktadır. Ekonomik kriz, sosyal ve siyasi krizlerle birlikte ülkemiz tarihinin son yıllarına damgasını vurmuştur. Bu krizlere karşı uzun yıllardır köklü çözümler getirilmemesi ve sorunların ya göz ardı edilmesi ya da bastırılmasıyla krizlerin boyutu bir kartopu gibi büyümüştür. Gelinen son noktada hemen her alanda ülkemiz kurumlarının, yasalarının gözden geçirilmesi ve büyük reformların yapılması artık kaçınılmaz bir hal almıştır.
Reform kapsamına alınması gereken alanlardan birisi de kuşkusuz, en geniş tanımlamayla iletişim alanı gelmektedir. İletişimle ilgili yasaların uzun yıllardır değişmemesi ve aralıklarla yapılan küçük çaplı değişiklikler ihtiyaçları karşılamamaktadır. Özellikle teknolojik alandaki hızlı gelişmelerle pratikte ortaya çıkan sorunların karmaşık bir hal alması ve yasaların ilgili tarafların pratikte yaşadıkları sorunlara bir yanıt olamaması önemli bir sorundur. Bir tarafta yasa metinleri bulunurken, uygulamada deyim yerindeyse herkes kendi kuralını yaratarak ?de facto? bir durum oluşturmuştur.
İletişim alanının çok taraflı aktörleri olmasına karşın, işleyişin ve uygulamanın neredeyse tek taraflı belirlenmesi artık işin içinden çıkılmaz bir kaos ortamı yaratmıştır. Bu kaos ortamından iletişim alanının tüm tarafları payını almaktadır. Gazete işvereni itibarını kaybetmiş, gazeteci ve gazete yöneticisi, yazarı inandırıcılığını yitirmiş, yurttaşlar gazetelere karşı yaygın bir güvensizlik duygusu beslemeye başlamış ve tüm bunların toplamında medya genel olarak yapısal bir krizi temsil eder hale gelmiştir.
Medyanın yaşadığı bu krizden yıllırdır ençok etkilenen taraflardan birisi yerel basın olmuştur. Yerel basının etkinliğinin zayıf olması ve yerel basın örgütlenmesinin biçimsel bir örgütlenme ötesine geçememesi yıllardır yerel basının sessiz ve derin bir kriz yaşamasına neden olmuştur. Yaygın medya büyük sermaye yatırımları ve kamu bankalarından aldıkları ciddi kredilerle çağa uygun yenilenmeleri ve yatırımları gerçekleştirirken, yerel basın adeta ?yok? sayılmıştır. Yerel basının ihtiyaçları ne yasal açıdan, ne de pratikte karşılanmıştır. Üstelik yaygın basının yarattığı sorunlar, yalnızca bu kurumları etkilememekte yerel basına da yansımaktadır. Böylece yerel basın yaratıcısı olmadığı sorunların da bedellerini ödemekten kurtulamamıştır.
Yerel basın açısından yaşanan en önemli sorun ?gelir modelinin? oluşturulamamış olmasıdır. Ankara, İzmir, Bursa ve Adana gibi büyük kentlerdeki sayılı bazı gazeteler bir kenara bırakılacak olursa, birçok il ve ilçedeki gazete yetersiz satış, reklam ve ilan geliriyle ayakta durmaya çalışmaktadır. Bilindiği gibi özellikle ilçelerdeki gazeteler gazeticilikle doğrudan bağlantılı olmayan matbaatıcılık faaliyetlerinden elde ettikleri gelirle ayakta kalmaktadır. Bu da gazete yayınını neredeyse bir hobi faaliyeti düzeyine indirmektedir. Satış ya da reklam geliri elde edemeyen ve sermayesi yetersiz olan yerel gazeteler, teknolojisini yenileyememektedir. Yerel basın, güncel her türlü teknolojik gelişmeyi yakından izleyen yaygın basınla, 30-40 yıl öncesinin teknolojisiyle rekabet etmeye çalışmaktadır. Bu nedenle, kamu bankaları aracılığıyla uygun koşullarda ve uzun vadeli krediler yerel basının kullanımına sunulmalıdır. Büyük sermayeye akıtılan kredilere artık son verilmelidir.
Bilindiği gibi, yerel gazeteler açısında resmi ilan gelirleri hemen hemen tek gelir kalemidir. Ancak son Kamu İhale Kanunu'nda 25-50 milyar üzerindeki mal ve hizmet alımlarıyla yapım işlerinin duyurusunun Resmi Gazete'de yayınlanması zorunluluğu getirilmesi yerel gazeteleri kapanmayla yüzyüze getirmiştir. Kanunda yapılacak değişiklikle bu limitler en az 500 milyar ile 1 trilyon aralığına çekilmelidir.
Yerel gazeteler açısından önemli maliyetler olan telefon, ulaşım gibi alanlarda eskiden olduğu gibi yeniden indirimler uygulanmalıdır. Ancak geçmişte olduğu gibi kötü niyetli kullanımların önüne geçebilmek ve gerçek amaca hizmet etmesini sağlamak için teknik çalışma yapılmalıdır. Gazetecilerin önemli sorunlarından birisi de örgütlenme sorunudur. Yasal haklar olmasına karşın pratikte gazetecilerin sendikal örgütlenmeleri engellenmektedir. Anadolu Ajansı dışında ulusal ve yerel düzeyde sendikal örgütlenmenin olduğu bir kurum kalmamıştır. Bu nedenle, sendikal örgütlenmeyle ilgili iş güvencesi güçlendirilmelidir. Basın işverenlerinin de sendikal örgütlenme karşısındaki dirençlerini azaltabilmek için, sigortalı ve sendikalı gazeteci çalıştıran işverenlere vergi, SSK prim indirimi, ucuz kredi kullandırma gibi araçlar kullanılabilir. Bununla ilgili özellikle yerel basın üzerinde odaklanılmalıdır.
Basın işverenleriyle gazeteciler arasındaki ilişkileri düzenleşen iş yasası da yeniden gözden geçirilmelidir. 212 sayılı yasayla 1475 sayılı yasa arasındaki karmaşa giderilmelidir. İşitsel, görsel ve internet alanındaki gelişmelerde dikkate alınarak gazetecilerin tabi olacağı iş yasası tereddüte yer bırakmayacak şekilde yeniden hazırlanmalıdır. 212 sayılı yasada olduğu gibi kıdem tazminatı, izin hakları gibi birçok ekonomik ve sosyal hakların pratikte uygulanır hale getirilmesi sağlanmalıdır. İşverenlerin yasadan ve yasa hükümlerinden kaçınmalarıyla ilgili ciddi yaptırımlar getirilmelidir.
Gazetecilerin düzensiz, ağır çalışma koşulları sona erdirilmelidir. Haftalık dinlenme süresi en az iki güne çıkarılmalı, yıllık izin hakları pratikte kullanılır hale gelmelidir. Üretilen haberlerin haber havuzlarında toplanarak çok sayıda mecrada kullanılması engellenmelidir. Eğer kullanılacaksa da her kullanılan mecra için gazeteciye ek ödemede bulunulmalıdır. Bu konu yeni yasa çerçevesinde hükme bağlanmalıdır.
Basın kuruluşlarının gazetecilerin mesleki eğitimleri için kaynak ve zaman ayırabilmeleri için olanaklar yaratılmalıdır. Gazetecilerin yıl içerisinde belirli sürelerle sendikaların ya da meslek örgütlerinin eğitim programlarına ya da deneyim kazanacakları öteki etkinliklere katılmaları için ilgili yasaya belirli süreleri içerecek hükümler konulmalıdır. Bu konuda sendika ve meslek örgütleriyle güçlü ilişkiler geliştirilmesi için çeşitli düzenlemeler yapılmalıdır.
Önemli sorun alanlarından birisi de ?editoryal bağımsızlık?tır. Bu sorunun giderilebilmesi ve editoryal bağımsızlığın güçlendiriebilmesi için medyaya yatırım yapacak sermayeye çeşitli yasaklar ve sınırlandırmalar getirilmelidir. Medya sermayesinin yalnızca medya alanında kalması sağlanmalıdır. Gazetelerin, işverenlerin esas faaliyet alanlarının yan bir destek aracı gibi kullanmaları engellenmeli ve kamu yayıncılığı için hassas davranılmalıdır. Editoryal abğımsızlığı etkileyen bir başka noktada idarenin tavrıdır. Özellikle ilçelerdeki geleneksel ilişkilerin yaygınlığı nedeniyle kamu temsilcileri çeşitli tehditlerle yerel gazetelerin bağımsızlıklarını ve kamu yayıncılığı yapmalarını engellemektedir. Buna son örnek Datça Haber Gazetesi olmuştur. Gazetecilerin kamu temsilcilerini eleştirme ve kamu adına denetlemede bulunma hakları doğrudan ve dolaylı etkilerle sınırlandırılmaktadır. Bu durum özellikle yerel gazetelerin gerçek gazetecilik görevlerini yerine getirmelirini engellemektedir. Yerel gazeteler varlıklarını sürdürebilmek için otosansür uygulamak zorunda kalmaktadır.
?Bilgi edinme hakkı? yerel gazetelerle birlikte Türk basının yaşadığı önemli sorunlardan birisidir. Kamuya açık olması gereken birçok bilgi, başta Devlet Memurları Yasası olmak üzere çeşitli yasaların varlığı ileri sürülerek gizlenmektedir. Basit bir trafik kazası bilgisi bile gizlenebilmektedir. Özellikle ilçelerdeki yerel gazetelerin kamu temsilcilerinden bilgi almaları ancak onlarla iyi geçinmelerine bağlıdır. Kamu temsilcilerinin güç ve yetkilernin tarafsız bir biçimde kullanmamaları ve zaman zaman kişisel amaçlar için kullanmaları, yerel gazetelerin yayıncılığı üzerinde yaygın bir sorun olarak durmaktadır. Basının bilgi edinme hakkı güçlendirimeli, bu hakkı engelleyen taraflara karşı kıskançlıkla korunmalıdır. Bu Türk demokrasinini güçlendirecek ve gerek gazetelere, gerekse kamu temsilcilerine olan güveni arttırıcı bir gelişme olacaktır.
Basın kartları doğrudan meslek örgütleri tarafından verilmelidir. Ancak gazetecilerin niteliklerini yükseltebilmek için ilgili sendika ve meslek örgütleriyle birlikte tamamlayıcı yöntemler uygulanmalıdır. Gazetecilerin mesleğe girişleri sendika ve meslek örgütlerinin gözetiminde, sertifika ve staj dönemlerinin sonunda olmalıdır. Basın kartları da bu süreçlerin sonunda verilmelidir.
Bir başka sorun ise ifade özgürlüğü önündeki engellerdir. Şiddet ve hakaret içermemek koşuluyla ifade özgürlüğü önündeki tüm engeller acilen kaldırılmalıdır. TCK'nın 159 ve 312. maddeleri, Terörle Mücadele Kanunu'nun 7 ve 8. maddeleriyle ifade özgürlüğünün önündeki öteki yasa maddeleri yeniden gözden geçirilmelidir. Bazıları tamamen kaldırılmalı, yasada yer verilecek maddeler ise somut ve net olmalı, her türlü yoruma açık bir muğlaklıktan kurtarılmalıdır. Böylece Türkiye ve ilgili kurumlarının bu yöndeki eleştirilerle yıpratılması önlenmeli, ülkemizin evrensel değerlerle buluşması, demokrasisini güçlendirmesi sağlanmalıdır.
Son olarak, yerel basının siyasal iktidardan en büyük beklentisi ise, sorunlarına karşı duyarlı olunması ve samimi çözümler getirilmesidir. Büyük sermaye kendi sermaye gücüne bağlı olarak yine kendi çözümlerini üretebilmektedir. Oysa yerel basının olanakları son derece kısıtlıdır. Türk demokrasisinin güçlenebilmesi, yerel basının güçlenmesiyle doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle, yerel basın temsilcileri siyasal iktidardan, vaadler, doğru ve hoş sözlerden öte, vaadleri tam olarak ve gecikmeksizin yerine getirecek bir siyasal irade beklemektedir. Yurttaşların ve geniş toplum kesimlerinin beklentilerinin yerine getirilmesi meşru bir tavırdır ve meşruiyeti temsil eden siyasal irade ise mutlaka destek görecektir.

DEMOKRATİK TÜRKİYE İÇİN
MEDYA DEMOKRATİKLEŞMELİ

Türkiye, birçok alanda olduğu gibi iletişim alanında da acilen köklü reformlar gerçekleştirmesi gerekmektedir. Basının yaşadığı bazı sorunların çözümü ancak genel ekonomik ve yasal sorunları çözümleriyle paralel giderilebilecek dolaylı çözümleri içermektedir. Ne var ki, bu durum, basınla ilgili sorunların çözülmesi için atılacak somut adımların geciktirilmesini meşrulaştırmamaktadır.
Çağdaş Gazeteciler Derneği Bursa Şubesi ?İLETİŞİM ŞURASI?na basının, özelde de yerel basının sorunlarına ilişkin tespitlerini ve bunlara yönelik çözüm önerilerini bu raporda ana hatlarıyla sunmaktadır. Zamanın kısıtlılığı nedeniyle ilkesel çerçevede hazırlanan rapor iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde en önemli sorunlar dile getirilmiş olup, ikinci bölümde ise çözüm önerileri ve basın çalışanlarının beklentileri sıralanmıştır.

TEMEL SORUNLAR:

Ekonomik kriz ve basında yasa karmaşası...

Türkiye'de yerel basının yaşadığı en önemli sorunlardan birisi, basın çalışanlarının ekonomik ve sosyal durumlarının kötülüğüdür. Basın çalışanları, birçok kuruluşta çoğunlukla mevcut yasalar bile gözardı edilerek istihdam edilmektedir. Basın işverenleri özellikle son yıllarda yaşanan ekonomik krizleri kullanarak, çalışanları, ya sigortasız çalışmaya ya da asgari ücretle çalıştırmaya zorlamaktadır. Sigortalı çalıştırma durumunda ise gazetecilerin iş sözleşmeleri 212 sayılı yasa yerine 1475 sayılı İş Yasası'na göre yapılmaktadır.

Çalışma süreleri çok uzun...

Çalışma süreleriyle ilgili gerek 212 Sayılı yasada, gerekse 1475 sayılı yasada hükümler olmasına karşın fiili çalışma süreleri yasa hükümlerinin çok üzerinde gerçekleşmekte, buna karşılık bu fazla çalışmaya ilişkin çalışanlara herhangi bir ek ödeme yapılmamaktadır. Kurumlarda çalışanların çalışma süreleriyle ilgili yine bu kurumların bünyesinde herhangi bir çalışma takvimi sözkonusu değildir. Yasa ya da yönetmeliklerde de bu konuda yaptırım gücü yüksek ve zorlayıcı hükümler bulunmamaktadır.

Dinlenmek ve yıllık izin gazeteciye haram...

Gazetecilerin çalışma süreleri uzun olmakla birlikte haftalık dinlenme süresi de çok yetersizdir. Yasal zorunluluklar ya da boşluklardan da yararlanan basın işverenleri çalışanlara haftada bir gün izin kullandırmakta, bu da genellikle çalışanın belirlediği bir gün yerine, kuruluşların ya da yöneticilerin tayin ettiği bir günde gerçekleştirilmektedir. Benzer bir sorun, yıllık izinlerde de yaşanmaktadır. Sigortasız çalıştırma yüzünden önemli bir basın çalışanı kitlesi yıllık izinler konusunda işverenlerinin ya da yöneticilerinin iki dudağı arasına bakmaktadır. Sigortalı çalışanların bir kısmı ise 212 sayılı yasa yerine 1475 sayılı yasayla çalıştırıldığı için 212'nin tanıdığı yasal sürelerin altında bir hak kazanılmaktadır. Gazeteci 212 sayılı yasaya tabi olsa dahi, haklarını kullanamamaktadır. Örneğin bir yıl 212 sayılı yasaya tabi olarak çalışan bir gazeteci 30 günlük yıllık izin hakkı kazanmasına rağmen birçok işyerinde fiili olarak bu hakkı kullanamamaktadır. Kullandırılmayan bu izinlerin yasal hakları ise daha sonra çalışanlara ödenmemektedir.

Basın işvereni-siyasal iktidar ilişkisi çalışanların sorunlarını örtüyor...

Yasal düzenlemelerdeki yetersizliklerin yanında kamu otoritesinin basın kuruluşlarındaki denetimlerinin yetersizliği de sorunların çözümsüz kalmasında önemli bir etkendir. Denetimsizlikten cesaret alan basın işverenleri mevcut yasal hükümleri dahi uygulamaktan kaçınmakta, gazetecileri açık ya da üstü örtülü bir biçimde işsizlikle tehdit ederek sigortasız ya da ağır koşullarda çalıştırmaya zorlamaktadır. Hemen her siyasal iktidarların yaygın ya da yerel basın işverenleriyle ?iyi geçinme? kaygısı içine girmesi, basın çalışanlarının fiili olarak yaşadığı sorunların üzerine gidilmesini engellemektedir. Basın işverenlerinin de ellerinde bulundurdukları gazeteleri açık bir siyasal tehdit unsuru olarak kullanma yönündeki girişimleri ya da iktidar partilerinin temsilcileriyle yakın ilişkiler kurmaları da kamu denetim birimleri üzerinde baskı işlevi görmüştür. Bursa'da özellikle ulusal gazetelerin ya da ajansların bürolarında çalışan birçok gazetecinin haberleri gazetelerinde imzalı yayınlanmasına karşın yıllarca sigortasız bir biçimde çalıştırılabilmektedir. Buna benzer örnekler öteki illerde ve hatta ulusal gazetelerde de yaygın bir biçimde yaşanmaktadır. Basın çalışanları işsizlik korkusuyla yasal bildirimden kaçınırken, kamu oteritesinin de etkin bağımsız bir denetim yapmayarak bu durumun kanayan bir yara olarak kalmasını sağlamaktadır.

Haber her yerde yayınlanıyor ama ücreti ödenmiyor...

Yazılı, işitsel ve görsel basın alanındaki gelişmeler, internetin de yaygınlık kazanmasıyla birlikte başdöndürücü bir hız kazanmıştır. Medya işverenleri gazete, radyo, televizyon ve internet alanında faaliyet göstermekte ve her alanı da gelir getirici bir mecra olarak kullanmaktadır. Basın çalışanlarının ürettiği haber ve fotoğraflar, haber havuzlarında toplanmakta ve bu haberler ve fotoğraflar gazete, radyo, televizyon ya da internette ayrı ayrı kullanılmaktadır. Oysa, basın çalışanına çoğunlukla düşük ücret ödenmekte ve ürettiği haber farklı mecralarda yayınlanmasına karşın ek bir ödeme yapılmamaktadır. Yasal düzenlemeler sırasında bu durumu dikkate alan maddeler mutlaka yeni yasada yer almalıdır.

İşveren mesleki gelişim için kaynak ayırmıyor, olanak tanımıyor...

Gazetecilik mesleğinin kendine özgü bir yapısı olmasına karşın, basın kuruluşları ve işverenler gazetecilerin kişisel ve mesleki gelişmelerine katkıda bulunmak amacıyla olanaklar yaratmamaktadır. Mesleki eğitimler amacıyla medya kurumları herhangi bir planlama gerçekleştirmemekte, bu yönde herhangi bir kaynak ayırmaya gerek görmemektedir. Bununla ilgili meslek örgütleriyle de herhangi bir iletişime girme gereğini de duymamaktadır.

Sendikalaşma işsizlik tehditiyle engelleniyor...

Sendikalaşma ve mesleki örgütlenme basın sektöründeki en önemli sorun olarak durmaktadır. Sendikal güvencelerin yetersiz olması, basın işverenlerinin sendika üyesi olmak isteyen çalışanlara doğrudan ya da dolaylı baskıda bulunması, çalışanların sendikalaşmaktan kaçınmalarına neden olmaktadır. Bugün Anadolu Ajansı dışında sendikal örgütlenmenin olduğu hiçbir basın kuruluşu kalmamıştır. Sendika üyesi olamayan, sigortası yapılmayan, yapılsa bile 212 sayılı yasa yerine 1475 sayılı yasayla çalışmaya zorlanan, her an işsizlikle tehdit edilen, güvencesiz ve korkuyla hergün işine gidip gelen gazetecinin, gerçek anlamda gazetecilik yapması ise imkansız hale gelmektedir.

Editoryal bağımsızlık işverenlerin çıkarlarına kurban ediliyor...

Türk basınında en büyük sorunlardan birisi olan ?editoryal bağımsızlık? yerel basında da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamusal sorumluluk taşıyan basın organlarının saygınlık ve güvenirliliğinin önündeki en önemli sorunlarından birisi ?editoryal bağımsızlıklarının? olmamasıdır. Bu sorunun çözümü bir yönüyle medya kuruluşlarının kendi iç örgütlenmeleri ve profesyonellikleriyle gerçekleştirilmesi gerekirken, bir yönüyle de yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Küçük iller ile ilçelerde geleneksel ilişkilerin yaygınlığı, gazetelerin bağımsızlığı konusunda güçlükler yaşamalarına neden olmaktadır. Gazeteler özel kişi ve kuruluşlara karşı kendi bağımsızlıklarını belli bir noktaya kadar koruyabilmelerine karşın, kamu kurum ve temsilcileriyle yaşadıkları zorluklar nedeniyle bağımsızlıkları ciddi tehdit aldında bulunmaktadır. Çoğunlukla kaymakam, emniyet müdürü ya da bakanlıkların il müdürleri ya da herhangi bir kamu temsilcisi sahip olduğu güç ve yetkiyi bu gazeteler üzerinde baskı unsuru olarak kullanabilmektedir. Doğrudan ya da dolaylı baskılarla bu gazetelerin haberlerine ve faaliyetlerine müdahale etmekte ve gerçek anlamda gazetecilik yapmaları engellenmektedir. Gazetelerin kamu yayıncılığı yapmaları ve gazeteciliğin temelini oluşturan eleştiri hakkı ellerinden alınmaktadır. Buna son örnek Datça'dayayınlanan ?Datça Haber? gazetesi olmuştur. Datça Haber Gazetesi'nin sahibi ve çalışanı olan Sinan Kara, yaptığı haberler nedeniyle baskıya uğramış ve haberleri nedeniyle ilçenin kamu yöneticileri tarafından doğrudan ya da dolaylı baskı uygulanmıştır. Hakkında birçok dava açılarak hala psikolojik baskı sürdürülmektedir. Bu örnekler de hem gazetelerin editoryal bağımsızlıklarını yok etmekte, hem de gerçek anlamda gazetecilik yapamamaları nedeniyle yöre insanlarının bu gazetelere ilgisini azaltmaktadır.

Kamu kurumları ve yöneticileri bilgi edinme hakkını engelliyor...

- Gazetecilerin kamu birimlerinden ve temsilcilerinden bilgi edinmeleri önünde ciddi sorunlar bulunmaktadır. Kamuya açık olması gereken birçok bilgi öznel nedenlerle gizlenmekte, buna gerekçe olarakta çoğunlukla 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu gerekçe gösterilmektedir. Bazen basit bir trafik kazası bilgisi bile aynı gerekçeyle gizlenmektedir. Bu nedenle gazeteciler, haber kaynağı olan kamu temsilcilerinden bilgi alabilmek için ?iyi geçinme? kaygısı gütmekte, bu da gerek gazetecilerin bağımsızlığını zedelemekte, gerekse kamu temsilcilerinin gazetecileri yönlendirmelerine zemin hazırlamaktadır. Bu sorun geleneksel ilişkilerin yaygın olduğu nüfusu az iller ile ilçelerde daha belirgin bir biçimde yaşanmaktadır. Kamu temsilcisi bu yörelerde yetkilerini nesnel bir biçimde kullanması gerekirken, doğrudan ya da dolaylı engellemelerle gazetecilerden bilgi saklayarak psikolojik baskı kurmaktadır.

Düşünce ve düşünceyi açıklama hala hapis ve para cezasıyla sınırlandırılıyor...

Bir başka sorun ise ifade özgürlüğü önündeki engellerdir. Özellikle Türk Ceza Kanunu'nun 312. maddesi, 159. maddesi, Terörle Mücadele Kanunu'nun 7 ve 8. maddeleri hala düşünce ve ifade özgürlüğü önünde önemli bir engel olarak durmaktadır. Yasa maddelerindeki soyut ve genel ifadelerin, sözcüklerin kullanılması, uygulayıcılara, özellikle yargı temsilcilerinin öznel yargılarına ve yorumlarına açık bir durum oluşturmaktadır.

Yerel gazeteler ciddi anlamda "gelir modeli" sorunu yaşıyor...

Yerel gazetelerin en önemli sorunlardan birisi de gelir modelini oluşturamamalarıdır. Gazetelerin iki önemli gelir kalemi bulunmaktadır. Birisi satış gelirleridir, ikincisi ise reklam-ilan geliridir. İlçelerdeki gazeteler için üçüncü bir gelir kalemi ise maatbaacılık gelirlerinden oluşmaktadır. Bu üçüncü kalem, aslında dolaylı ve zorunlu nedenlerle oluşmuş bir gelir kalemidir. Yeterli satış ve reklam-ilan geliri elde edemeyen bu gazeteler maatbaacılık faaliyetlerinden elde ettikleri gelirle gazetelerini ayakta tutmaktadır. Bu durumda matbaacılıkla gazetecilik faaliyetinin içiçe geçmesine, karmaşa yaşanmasına neden olmaktadır. Tam bir gazetecilik yapamamaları o yörede yaşayanların yerel gazete satın alma yönünde ilgilerini azaltmakta, bu da satış gelirlerinin düşük seviye de kalmasına neden olmaktadır. Bu gazetelerin en önemli gelir kalemi ise Basın İlan Kurumu aracılığıyla aldıkları ilan gelirleridir. Ancak bu ilanların dağıtımında yaşanan sorunlar ile Kurum'un ilan gelirlerini çoğunlukla çok geç ödemesi pratikte bu gelir kalemini de etkin kılmamaktadır. Son olarak 1 Ocak 2003'te yürürlüğe giren Kamu İhale Kanunu'nda 25-50 milyar üzerindeki hizmet-mal alımlarıyla yapım işlerinin duyurularının Resmi Gazete'de yayımlanması zorunluluğu getirilmesi yerel gazeteleri en önemli gelir kalemlerinden birisinden yoksun bırakmayla karşı karşıya getirmiştir. Bu bazı yorumlara göre yerel gazetelere vurulan en büyük darbe olmuştur.

Krediler ihtiyacı olana değil, büyük sermayeye akıtılıyor...

Teknolojik yetersizlik yerel basının bir başka sorunudur. Büyük sermaye kuruluşlarının (çoğunlukla esas faliyet alanları başka sektörler olan kuruluşlar) yaygın medya alanında sürekli yatırım yapmaları ve teknolojilerini yenilemelerine karşın, Anadolu'da birçok yerel gazete hala ilkel denilebilecek koşullarda ilçelerindeki gazetelerini büyük özverilerle yaşatma uğraşı vermektedirler. İnternet ağının dünyayı sardığı bir dönemde hala ofsete geçememiş, "entiple dizgi" ve tipo baskıyla yayın yapan gazeteler bulunmaktadır. Yaygın basınla yerel gazeteler arasındaki bu teknolojik uçurum okurlar gözünde yerel gazeteleri "değersiz" kılmaktadır. Yerel gazete sahipleri ise teknolojilerini yenilemek istemelerine karşın sermaye yetersizlikleri ve gazete yayınından gelir elde edemeleri nedeniyle elleri kolları bağlı kalmaktadır. Büyük sermaye, siyasal iktidarlarla kurdukları yakın ilişkilerle kamu bankaları aracılığıyla yıllarca düşük faizlerle büyük krediler kullanmalarına ve çoğunlukla aldıkları bu kredileri geri ödememelerine karşın, ilçelerdeki gazeteler kendi kaderleriyle başbaşa bırakılmışlardır. Bir taraftan haksız kredilerle büyüyen ve teknolijisini yenileyen yaygın gazeteler, öteki tarafta ise yerinde sayan ilçe gazeteleri bulunmaktadır. Bu da bir anlamda haksız rekabetin en açık göstergesidir.

ÇÖZÜM ÖNERİLERİ:

Basın çalışanları için yeni iş yasası...

Basın işverenleriyle gazeteciler arasındaki iş sözleşmelerinin tereddüte yer bırakılmayacak biçimde yeni bir yasal düzenleme içine alınması gerekmektedir. Medya işverenleriyle çalışanlar arasındaki ilişkileri düzenleyen, çağa uygun yeni bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Böylece, medya işyerlerinde 212 sayılı yasayla 1475 sayılı yasa arasında yaşanan karmaşa giderilmelidir. Gazeteci, fikir işçisi, basın işvereni, faaliyet alanı gibi tanımlar işitsel, görsel ve internet alanındaki gelişmeler de dikkate alınarak yeniden yapılmalıdır. Daha sonra da, işverenlerin bu yasadan kaçınmalarını engelleyici, ikna edici ciddi yaptırım hükümleri yasa maddeleri arasında yer almalıdır.

Sendikalaşma desteklenmeli...

Meslek örgütlerinin gelişimi yasal güvencelerle desteklenmelidir. Mesleki denetim ve ilkelerin yine meslek çalışanlarınca kendi özgür iradeleriyle geliştirmeleri için sendikal ve mesleki örgütlenmeleri önündeki engeller kaldırılmalıdır. Yeni yasal düzenlemeler çerçevesinde basın işverenlerinin gazetecilerin sendikalaşmasını engelleyici tavırlarını değiştirmek için yeni hükümler getirilmelidir. Sendikalaşmanın önünü gönüllü ve iradi bir tercihle açabilmek için basın işverenleri vergi, SSK primi, sübvansiyon gibi araçlarla teşvik edilmeli. Böylece işverenler gerek çalışanlarını ilgili yasa hükümlerine göre istihdam etmeleri sağlanmalı, gerekse çalışanların sendikalaşma oranı arttıkça çeşitli desteklerden yararlanma olanağı cazip kılınmalıdır. Destekler nesnel koşullara göre belirlenmeli ve siyasal iktidarların insiyatifiyle ayrımcılık yapılmamalı, hükümetlerin basın sektörüne yönelik tarafsızlıkları mutlaka korunmalıdır. Böylece hem basın kuruluşlarının, hem de kamu kurumlarının yıpranması önlenmeli, somut uygulamalarla yurttaşların bu konudaki yılların birikimiyle oluşan kuşkuları giderilmelidir. Bu hem kamu kurumlarına, hem de inandırıcılıklarını yitiren gazetelere güveni yeniden sağlayacaktır. Bu arada, verilen desteklerin amaçlarına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı konusunda kamu yönetimi sıkı bir denetimde bulunmalıdır. Bu amaçla sendika ve meslek örgütleriyle yakın ilişkiler içinde olunmalı, bu örgütlerden gelecek bilgileri ve denetim raporlarını da dikkate almalıdır. Yine çalışanlar açısından da sendika üyeliği durumunda iş güvencesi güçlendirilmelidir. 15 Mart'ta yürürlüğe girmesi beklenen İş Güvencesi Yasası özü bozulmadan mutlaka yürürlüğe girmelidir.

Kadro zorunluluğu getirilmeli...

Basın organları az sayıdaki kadroyla, çok sayıda işi basın çalışanlarının sırtına yıkmaktadır. Basın organlarına belli kadro zorunluluğu getirilmelerek bu durum önlenmelidir.

Medya sermayesi kontrol altına alınmalı, gerekirse sınırlanmalı...

"Editoryal bağımsızlık" yerel basında da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Kamusal sorumluluk taşıyan basın organlarının saygınlık ve güvenirliliğinin önündeki en önemli sorunlarından birisi ?editoryal bağımsızlıklarının? olmamasıdır. Bu sorunun çözümü bir yönüyle medya kuruluşlarının kendi iç örgütlenmeleri ve profesyonellikleriyle gerçekleşmesi gerekirken, bir yönüyle de yasal düzenlemelere ihtiyaç vardır. Özellikle medya alanında faaliyet gösterecek sermayedarların öteki sektörlerdeki faaliyetleri ya yasaklanmalı ya da önemli sınırlamalar getirilmelidir. Bu ?editoryal bağımsızlığa? yönelik baskıları da önemli oranda azaltacaktır. Böylece kamusal yayıncılığı ve editoryal bağımsızlığı tehdit eden bir yapıdan Türk medyası hızla arındırılmalacaktır. Esas ekonomik faaliyetlerini desteklemek ve bunun için siyasi güç elde etmek için medya organlarına sahip olma yönündeki eğilimler sona erdirilmelidir. Birçok medya organının zarar etmesine karşın holdinglerin esas faaliyet karlarıyla finansmanı sağlanarak faaliyetlerini sürdürdükleri kamuoyunca bilinen bir gerçektir. Medya organları kendi faaliyet alanları içerisine çekilmeye ve esas gelir kaynaklarını bu tür faaliyetlerden elde eder hale gelmeye zorlanmalı ve desteklenmelidir. Medya sahipliğinin yasalar karşısında gizlenmesi önlenmeli ve aksi yollara başvuranlara ciddi cezalar getirilmelidir. Kamuoyu karşısında medya sahipliği şeffaf hale getirilmelidir.

İdarenin basın üzerindeki baskıları sona ermeli...

Kamu yöneticilerinin güç ve yetkilerini kişisel çıkarları çerçevesinde yerel basın üzerinde baskı unsuru olarak kullanmalarını engelleyici hükümler yasa içerisinde yer almalıdır. Bu yönde davranışların ne tür yaptırımlarının olacağı açıkça belirtilmelidir. Buna aykırı eğilimler oluştuğu taktirde denetim süreçleri hızla sonuçlandırılmalıdır. Fiilen uygulanmayan yasa maddelerinin işlevsiz ve anlamsız olduğu açıktır.

BYEGM dışa dönük ve işlevsel bir kurum haline getirilmeli...

Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, içe dönük bürokratik bir kurum olmaktan kurtarılmalıdır. Dışa dönük bir yapıya kavuşturulmalı ve öncelikle sendika ve meslek örgütleriyle güçlü ilişkiler geliştirerek, Anadolu'daki her yerel gazeteyi gelişimlerini sürdürebilmeleri için yakından izlemelidir. Kuşkusuz bu izleme bu gazetelerin kendi bağımsızlıklarını ve yayıncılık kalitelerini korumalarını sağlayacak bir içerik ve çerçevede olmalıdır.

Yerel basın için organizasyon modelleri geliştirilmeli...

Basın Yayın Genel Müdürlüğü yerel basın envanterine göre, yerel gazeteler için farklı organizasyon modelleri geliştirmeli ve gazete organizasyonu konusunda bu gazetelere eğitimler vermelidir. Gerekirse, uzman elemanlarını bu gazetelere göndererek belirli bir süre içinde uygulamalı destek vermeli. Böylece, kaynak sorunu yaşayan bu gazetelerin bir yandan çağdaş bilgilerle donatılmaları sağlanırken, bir yandan da her gazetenin ayrı ayrı harcama yapmaları önlenerek, önemli tasarruflar sağlanmalıdır. Bununla ilgili etkili sonuçlar alabilmek için de sendikalarla ve meslek örgütleriyle güçlü iletişim kurulmalıdır.

Şiddet çağrısı ve hakaret içermedikçe düşünce tam özgür olmalı...

Bir başka sorun ise ifade özgürlüğü önündeki engellerdir. Şiddet ve hakaret içermemek koşuluyla ifade özgürlüğü önündeki tüm engeller acilen kaldırılmalıdır. TCK'nın 159 ve 312. maddeleri, Terörle Mücadele Kanunu'nun 7 ve 8. maddeleriyle ifade özgürlüğünün önündeki öteki yasa maddeleri yeniden gözden geçirilmelidir. Bazıları tamamen kaldırılmalı, yasada yer verilecek maddeler ise somut ve net olmalı, her türlü yoruma açık bir muğlaklıktan kurtarılmalıdır. Böylece Türkiye ve ilgili kurumlarının bu yöndeki eleştirilerle yıpratılması önlenmeli, ülkemizin evrensel değerlerle buluşması, demokrasisini güçlendirmesi sağlanmalıdır.

Hapis cezası olmamalı, paza cezası öldürmemeli...

Yayınlanan haberler nedeniyle hapis cezası uygulanmamalıdır. 2002 yılı içinde yapılan bazı değişikliklerde çok ağır para cezaları getirilmiştir. Gerek bu para cezaları, gerekse yeni yasada yer verilecek para cezaları yasanın ruhuna ve yaşamın gerçeklerine uygun olmalıdır. Bütün gazetelere aynı para cezası uygulanmasından vazgeçilmelidir. Pratikte ödenmesi mümkün olmayan para cezalarının hiçbir anlamı bulunmamaktadır. Gazetenin yayın yaptığı bölge ve tirajlarına uygun cezalar öngörülmelidir. 500 tane satan ilçe gazetesiyle 500 bin tane satan yaygın bir gazeteye aynı para cezasının uygulanması büyük bir adaletsizliktir. Küçük gazeteler için para cezalarının ceza olmaktan çıkarılarak "ölüm ilanı" haline getirilmesi engellenmelidir.

Büyük sermayeye değil, yerel gazetelere uygun koşullarda kredi verilmeli...

Yerel gazetelerin gelir modelinin ağırlıklı olarak satış ve reklam geliri üzerine oturtabilmeleri için teknolojik olarak kendilerini yenilemeleri ve nitelikli bir personelle çalışmaları sağlanmalıdır. Ciddi yatırım ve iş projesi olan, yalnızca gazetecilikle uğraşmayı taahhüt eden gazetelere ve gazete sahiplerine uygun koşullarla kredi verilmelidir. Büyük sermayeye kredi verilmesi dönemi kapatılmalı, yerel gazetelere uygun koşullarda kredi sağlanarak yerel gazeteler hızla güçlendirilmelidir. Böylece yerel gazetelerin resmi ilanlarla yaşayan gazeteler olmaktan çıkarılarak, gerçek gelirleri olan satış ve reklam gelirleriyle yaşayan kurumlar haline gelmelerinin yolu açılmalıdır.

Telefon, ulaşım indirimleri amacına uygun olarak yeniden getirilmeli...

Yerel basın için önemli bir maliyet olan telefon, ulaşım, elektrik gibi alanlarda eskiden olduğu gibi indirimler sağlanmalıdır. Ancak, bu alanda geçmiş dönemlerde olduğu gibi kötü niyetli ve amaç dışı kullanımlar da engellenmelidir. Bu gibi desteklerin uygulanabilmesi için teknik bir çalışma yapılmalıdır.

Basın kartlarını basın örgütleri vermeli...

Basın kartları doğrudan meslek örgütleri tarafından verilmelidir. Ancak gazetecilerin niteliklerini yükseltebilmek için ilgili sendika ve meslek örgütleriyle birlikte tamamlayıcı yöntemler uygulanmalıdır. Gazetecilerin mesleğe girişleri sendika ve meslek örgütlerinin gözetiminde, sertifika ve staj dönemlerinin sonunda olmalıdır. Basın kartları da bu süreçlerin sonunda verilmelidir.

İhale Kanunu'ndaki yerel basına verilecek ilanlarla ilgili limitler yükseltilmeli...

Resmi ilanların dağıtımı nesnel koşullarla yapılması sağlanmalıdır. 1 Ocak 2003'de yürürlüğe giren Kamu İhale Kanunu'ndaki 25 ile 50 milyar lira üstündeki mal ve hizmet alımlarıyla yapım işlerinin ilanının Resmi Gazete'de yayımlanması koşulu yeniden gözden geçirilmelidir. Yasayla getirilen rakamsal limitler yükseltilmelidir. AK Parti Tokat Milletvekili Resul Tosun ve arkadaşlarının TBMM'ye sunduğu, Kamu İhale Kanunu`nun ihale ilanlarıyla ilgili maddesinde değişiklik öngören teklif mutlaka yasalaşmalıdır. Limitler en az 500 milyar ile 1 trilyon seviyesine yükseltilmelidir. Bu rakamlar üzerinde zamanla oluşacak enflasyon etkisi de dikkate alınmalıdır.