| |
Yılmaz Akkılıç
Dünyada ilk baskı aracının, Gutenberg (1394 veya 1399 - 1468) tarafından
Almanya'nın Strasburg kentinde 1440 yılında gerçekleştirildiği kabul edilir.
Günümüze kalan bilgilere göre Gutenberg, 1448'de Kırkiki Satırlı adı da
verilen Kutsal Kitap'ın basımını tamamladı. Ancak ortağı, aralarındaki
parasal anlaşmazlık nedeniyle mahkemeye başvurunca, bu ilk basılmış kitabı
yaratıcısının elinden aldılar.
Gutenberg'in bu olağanüstü buluşu, Bayezid II (salt. 1481 - 1512) döneminde
Osmanlı ülkesine girdi. İlk Osmanlı basımevini, Musevi asıllı Osmanlı
yurttaşları David ve Samuel Nahmes kardeşler 1494'te kurdular. Osmanlı
ülkesinde kurulan bu ilk basımevinde baskısı yapılan ilk kitap da Musa'nın
Beş Kitap'ıdır. Ardı sıra 16. yüzyılın başlarından itibaren Selânik, Edirne
ve Halep'te de, yine Musevi Osmanlı yurttaşları tarafından kurulan baskı
makineleri (basımevleri) çalışmaya başladı. Daha sonra 1567'de Ermeni ve
hayli gecikmeyle 1627'de de Rum Osmanlı yurttaşları, ilk baskı makinelerini
çalıştırdılar.
1494'te Nahmes kardeşlerin Osmanlı ülkesindeki ilk basımevini kurmalarından,
1727'de İstanbul'da ilk Türkçe baskı yapan makinenin çalışmaya başlamasına
değin geçen yaklaşık 233 yıl içinde, gayrimüslim Osmanlı yurttaşları veya
yabancı misyonlarca işletmeye açılan basımevi sayısının 37 olduğu
sanılmaktadır. Ancak bu basımevlerinde herhangi bir Türkçe metin
basılmamıştır. Bunda en önemli etkenin, Osmanlı ülkesinde yaşamını
"yazıcılık"la kazanan onbinlerce kişinin direnişi olduğu öne sürülür. Öte
yandan yazıcılar dinî metinler de yazmakta olduklarından, şeyhülislâmlık
orunu ve medreselerce de korunmakta idiler.
XVIII. yüzyılın başlarına gelindiğinde, sürekli gelişen batı uygarlığı
karşısında her geçen gün daha da geri kalmakta olan Osmanlı'nın, çağdaşlaşma
ve batılılaşma eğilimleri giderek güçlenmekteydi. Artık Osmanlı da Batı'ya
ayak uydurmak zorundaydı, bu kaçınılmazdı. Nitekim Macar asıllı Müslüman
Osmanlı yurttaşı İbrahim Müteferrika (1674 - 1761) ve Paris sefiri
Yirmisekiz Mehmet Çelebi'nin oğlu Sait Efendi'ye ( ? -1761), 1726 yılında
Türkçe baskı yapacak bir basımevi kurma izni verildi. Bu izin,
elyazmacıların ve bu işten çıkarı olanların protestolarına yol açtıysa da,
dönemin sultanı Ahmet III ile (salt. 1703 - 1730) "Lâle Devri"nin ünlü
yenilikçi veziriâzâmı Nevşehirli İbrahim Paşa, bu kesimlerin yoğun
direnişlerine karşı koydular ve basımevinin kurulmasını desteklediler.
Böylece Osmanlı ülkesinde, Müslüman Osmanlı yurttaşlarının sahibi olduğu ilk
basımevi, dinî yayınlar basmama koşuluyla 14 veya 16 Aralık 1727 günü
çalışmaya başladı. Bundan iki ay sonra da Vankulu Lûgati adıyla bilinen ilk
kitabını bastı.
İlk gazeteler
Osmanlı ülkesinde yayımlanan ilk gazete, 1795 yılı ortalarında İstanbul'daki
Fransa elçiliğinin Fransız devrimini yansıtmak amacıyla kısa süre çıkartmış
olduğu Bulletin Nouvelles?dir (Haberler bülteni). Bu gazete, elçilik
tarafından bastırılmaktaydı. Ancak devrim yandaşlarının İstanbul'da
yayımladıkları bu gazetenin bir karşıtı da -yani karşıdevrimcilerin,
kralcıların yayın organı da-, Bulleten Nouvelles'in ardından bir başka
önemli Osmanlı kenti olan İzmir'de yayın yaşamına girdi. Spectateur Oriental
(Doğu gözlemcisi) adlı bu gazete, devrim sonrasında Fransa'dan kaçmak
zorunda kalan Alexander Blacque tarafından çıkarılmaktaydı. İzmir'de 1824 ve
1828 yıllarında da, lövantenlerin çıkarlarını savunan başka iki Fransızca
gazete daha yayımlanacaktır.
İlk Türkçe gazeteler
Osmanlı döneminin ilk Türkçe gazetesi, yenilikçi padişah Mahmut II (salt.
1808 - 1839) öncülüğünde, İstanbul'da yayın yaşamına giren Takvim-i
Vekayi'dir. Birinci sayısı 11 Kasım 1831'de basılan bu gazete resmî
nitelikteydi. Amacı, devlet görevlileri ve aydınlar başta olmak üzere,
Osmanlı yurttaşlarına olayların gelişimini resmi görüş doğrultusunda
yansıtmak ve devlet işleriyle ilgili duyurularda bulunmaktı. Zaman içinde
tam anlamıyla bir "resmî gazete" niteliğini kazanan Takvim-i Vekayi, Osmanlı
Devleti'nin sona erdiği 4 Kasım 1922'ye değin yayın yaşamını sürdürdü.
Günümüzdeki Resmî Gazete, bunun ardılıdır.
İstanbul'da ilk Türkçe özel gazete, William Churchil adlı bir İngiliz
tarafından çıkarıldı. 3 Temmuz 1840'tan itibaren yayımlanmaya başlanan bu
gazetenin adı Ceride-i Havâdis'tir (Haberlerin gazetesi). Önceleri tirajı
300 dolayında olan gazetenin sahibi Mr. Churchill'e, Osmanlı Devleti 2.500
kuruş aylık bağlamıştı. 1856'daki Kırım Savaşı sırasında, gazetenin tirajı
10.000 dolaylarına ulaşmıştı.
Osmanlı ülkesinde Müslüman Türk Osmanlı yurttaşları tarafından yayımlanan
ilk özel gazete ise Tercüman-ı Ahval (Durumların yansıtıcısı) adını taşır.
21 Ekim 1860'ta birinci sayısı baskıdan çıkan bu gazetenin sahibi, devletin
görevli memuru olarak Paris'te bulunduğu sırada, basının, toplumların
gelişmesindeki önemli katkısını kavrayan Osmanlı aydını Agâh Efendi'dir.
Fransa'dan döndükten sonra, kendi ülkesinde yalnızca yabancılarla
gayrimüslimlere ve devlete basın yayın olanağı tanınmasına karşı savaşıma
girişen Agâh Efendi, bu durumun değiştirilmesi için verdiği ilginç
dilekçesinde, "yabancıların bile gazete yayımlayabildikleri bir ülkede,
kendi yurttaşlarına gazete çıkarma hakkının neden tanınmadığını"
sormaktaydı.
Agâh Efendi'den bir yıl sekiz ay sonra, bir başka Avrupa görmüş Osmanlı
aydını, ozan ve ilk Türk tiyatro yazarı Şinasi, 27 Haziran 1862'den itibaren
Tasvir-i Efkâr (Düşünlerin betimi) adını verdiği gazetesini çıkarmaya
başladı.
Bunu başka gazeteler izledi.
Bursa'da ilk basımevi
Bursa, Erzurum'un ardından basımevi kurulan ilk Anadolu kentidir. Osmanlı
Devleti'nde Tanzimat Fermanı?nın ilânıyla başlayan yenileşme ve batılılaşma
girişimleri arasında, yönetsel düzenlemelerin önemli yeri vardır. 1864'te
çıkarılan Teşkil-i Vilâyet Nizamnâmesi?yle, eyâletler bölünerek vilâyetler
(iller) kurulmaya başlandı. Bu arada 1867 yılında ülke genelinde
gerçekleştirilen yeni bir düzenleme sonucu, Anadolu Eyâleti dört ayrı
vilâyete bölündü. Bu vilâyetlerden biri de, merkez sancağı Bursa olan
Hudâvendigâr Vilâyeti idi. Vilâyete bağlı öteki sancaklar şunlardı: Karesi
(Balıkesir), Kocaeli, Karahisarısahip (Afyon) ve Kütahya.
Osmanlı, reform girişimlerine her zaman merkezden kopma eğilimleri daha
güçlü olan bölgelerden başlamıştır. Nitekim ilk vilâyet (il) örgütlenmesi,
Balkanlar'daki Tuna Vilâyeti?nde gerçekleştirilmişti. Bu vilâyete vali
olarak atanan Mithat Paşa, İstanbul dışındaki ilk resmi basımevini burada
kurmuştur. 1865'e gelindiğinde, Tuna'dan başka Bosna, Halep ve Erzurum
illeri de kurulmuş bulunuyordu. Kuruluşu tamamlanan bu illerde, devlet
eliyle hemen, birer "vilâyet matbaası" açılıyordu. Bu süreç içinde, ilkin
1866'da uzak il Erzurum'da, iki yıl sonra da (1868 sonları) Bursa'da ilk
baskı makineleri çalışmaya başladı. Yani İstanbul'da ilk resmi devlet
basımevinin kuruluşundan tam 141 yıl sonra.
"Matbaa-i Vilâyet" adı verilen bu ilk basımevi, devlet eliyle kurulmuş bir
işletmeydi. İlk yöneticiliğine müderris Saip Efendi getirilmişti. Sonraki
yıllarda Mustafa Efendi ve 1872-1898 yılları arasında da Bursa'nın
yetiştirdiği ilk tiyatro yazarlarımızdan Ferâizcizâde Mehmet Şakir Efendi,
basımevinin yönetiminde bulundular (Mehmet Şakir Efendi, ünlü Osmanlı
devlet, bilim ve sanat adamı, Ahmet Vefik Paşa'nın Hudâvendigâr valiliği
sırasında bu göreve getirilmişti). Ferâizcizâde'nin ardından vilâyet
mektupçusu Rifat Efendi görevi devraldı. Daha sonra, 1897'de, Abdülhamit
II'nin hışmına uğrayarak Bursa'ya sürgün edilen tanınmış ozan, edebiyatçı ve
siyaset adamı Süleyman Nazif, aynı zamanda Matbaa-i Vilâyet'in sorumluluğunu
da üstlendi ve bu görevini 1908 Devrimi?nden sonra Diyarbakır'a vali olarak
atanıncaya değin sürdürdü. (Bak. MATBAA-İ VİLÂYET)
İlk gazete: Hudâvendigâr
Bursa, ilk gazetenin çıkarılmasında, ilk basımevinin kurulmasında olduğu
gibi yüz küsur yıl beklemek zorunda kalmadı. İstanbul'a göre sadece 38
yıllık bir bekleme yeterli oldu. İlk basımevinin kuruluşunda olduğu gibi,
ilk gazete de yine devlet eliyle çıkarıldı. Dolayısıyla bu ilk gazete
Hudâvendigâr, vilâyetin resmi yayın organıydı. Gazetenin 8 Şubat 1869
tarihli ilk sayısındaki "Mukaddime" başlıklı başyazıda, "Müsaade-yi Celîl-i
Hazret-i Şehinşâhilerince erzân ve şâyân buyurulması" (Padişah hazretlerinin
yüce izinleriyle gerekli ve uygun bulunması) üzerine çıkarılmakta olduğu
belirtilmekteydi. Bu başyazıda, Hudâvendigâr adının seçilme gerekçesi de
şöyle anlatılıyordu:
"Vilâyet-i mezkûrenin merkezi olan Bursa memleketi, pâyitaht-ı kadîm-i
saltanat menbâ-i hass (hükümdarlık kaynağı eski başkent) olmak ve merkez
olan livânın 'Hudâvendigâr' nâmı ile şöhret-i mefhareti (onurlandırıcı ünü)
bulunmak cihetiyle, işbu ceridenin dahi ism-i mezkûr ile yâd olunması tensip
kılındı (söz konusu adla anılması uygun bulundu)."
"Hudâvendigâr" sözcüğü Farsça olup, Türkçe karşılığı "hükümdar, büyük bey,
hakan" anlamınadır. Bu sanı ilk kullanan veya kendisine bu sanın verildiği
ilk Osmanlı sultanı Murat I'dir. Daha Orhan Gazi döneminde ilk yönetsel
bölünmeler gerçekleştirilip de fethedilen topraklar "sancak"lara ayrıldığı
zaman, Orhan'ın yönetimindeki Bursa'ya, dönemin siyasasıyla uyumlu biçimde
"Bey sancağı" denilmişti. Oğlu ve ardılı Murat I de "Hudâvendigâr" sanıyla
anıldığı için, onun sancağı olan Bursa'ya da, "Hudâvendigâr sancağı"
denilmeye başlandı ve daha sonra böylece süregeldi.
Hudâvendigâr'ın ilk sayısında, son derece ilginç bir gazete tanımlaması
vardır. Bu tanım, hayli anlaşılır bir dille kaleme alınmıştı ve şöyle idi:
"... vakta ki basımcılık ilmi ortaya çıktı ve bir kalemden çıkan bir
kelimenin, az vakitte yüzbin ele geçmesi mümkün oldu. Artık lisan ile halka
verilecek mâlûmat pek küçük kalarak, herkes gözünün önündeki adamın sözüne
kanaat etmeyip kendisinden bir saat uzaktaki adamların söyledikleri ve
bildikleri ve yaptıkları ve yapacakları ve yapmak istedikleri şeyleri
işitmeye ve okumaya başladı. Bu misillû havâdisi ilân ve işâa eden (yayan,
yaygınlaştıran, yayımlayan) kâğıtcağıza 'gazete' denildi."
Bursa'nın bu ilk gazetesi dört sayfa ve 50X25 santimetre boyutlarındaydı.
Haftada iki kez, çarşamba ve cumartesi günleri yayımlanmaktaydı. Yıllık
abone bedeli 100 kuruş, altı aylığı 50 kuruş, bir sayısı ise 20 para (yarım
kuruş) idi.
Hudâvendigâr'ın ilk sayısının birinci sayfasında bir makale, ikinci
sayfasında "Tevcihat" başlığı altında, hükümetçe uygun görülen yükselme
kararnâmeleri ve verilen nişanların listesi ile çeşitli atama emirleri
bulunmaktaydı (Bak. HU-DAVENDİGÂR).
İlk özel süreli yayınlar
Dergi yayıncılığı da Türkiye'ye Avrupa'dan yaklaşık 200 yıl sonra girmiştir.
Batı'nın bilinen ilk dergisi, 1665'te Paris'te yayımlanmaya başlayan Journal
des Savants'dır. Bu ilk dergiyi, yine aynı yıl İngiltere'de (Londra'da)
yayın yaşamına giren Philosophical Transaction ile 1668'de Roma'da
çıkarılmaya başlanan Giornale de Letterati izlemiştir.
Osmanlı'nın ilk dergisi, 1850'de aylık aralıklarla, Türkçe ve Fransızca
olarak basılan Vekayi-i Tıbbiye (Tıp Olayları) adlı süreli yayındır. Bunu
1861'de Münif Paşa'nın başkanlığını yaptığı Cemiyet-i İlmiye-i Osmaniye
tarafından yayımlanan Mecmua-i Fünûn (Bilimler Dergisi) adlı dergi izlemiş;
daha sonra 1863'te Ceride-i Askeriye (Askeri Gazete) ve ardından 1865'te de
Takvim-i Ticaret (Ticaret Takvimi) yayın yaşamına girmiştir.
Bursa'ya gelince:
1869'da ilk gazete Hudâvendigâr'ın yayımlanmasından yaklaşık onyedi yıl
sonra, Ferâizcizâde Mehmet Şakir Efendi, İstanbul'daki örneklerinden
esinlenerek Bursa'da da bir dergi çıkarmaya karar verdi. Türkiye'nin ve
Bursa'nın öncü sanat adamlarından biri olan Ferâizcizâde Mehmet Şakir
Efendi, 1879'da vali Ahmet Vefik Paşa tarafından kurulan "Bursa Osmanlı
Tiyatrosu" nu desteklemek amacıyla oluşturulmuş "Tiyatro Muhipleri Encümeni"
üyelerindendi. Gerek bu tiyatronun, gerekse Türk tiyatrosunun gelişiminde
önemli katkıları olduğu bir gerçektir. Öte yandan o?nun, Türkiye'nin ilk
oyun yazarları arasında da seçkin bir yeri bulunmaktadır (Bak. FERÂİZCİZÂDE
MEHMET ŞAKİR EFENDİ).
Ferâizcizâde, daha 1883'te Bursa'nın ilk özel basımevini kurmuş ve bu
basımevinde 1884'ten itibaren kendi tiyatro yapıtlarının basımını yapmaya
başlamıştı. "Ferâizcizâde Matbaası", Alacamescit mahallesinde, çağdaş
dönemde kendi adıyla anılan Ferâizcizâde sokağında idi. 1974'te Bursa
Hakimiyet gazetesinin ilk sayılarında yayımlanan bir araştırmada,
basımevinin "litoğraf" taşlarının bir duvar kenarında durmakta olduğundan
söz edilmekte ve bu taşların bir fotoğrafına yer verilmekteydi.
Ferâizcizâde'nin matbaasında basarak yayımlamaya başladığı Bursa'nın ilk
dergisi Nilüfer'in birinci sayısının tarihi 1 Rebiülevvel 1305 (9 Aralık
1886) idi. Ancak derginin Ferâizcizâde Mehmet Şakir?den başka bir sahibi
daha vardı: Yenişehirli Fenârî Kemâlettin Mahmut (Bak. NİLÜFER, KEMALETTİN
MAHMUT).
Bursa'da gazetecilik ve yayıncılık alanında Ferâizcizâde gibi bir başka
ilginç kişilik de Murat Emrî Efendi'dir. 1850'de Tırnova'da doğan Murat
Emrî, daha sonra Bursa'ya göç etmişti (Bak. EMRÎ EFENDİ [Murat]). 1883'te
Bursa'nın üçüncü -ve ikinci özel- basımevini kurarak yayıncılığa başlamıştı.
Bu basımevinde Hudâvendigâr'dan 21 yıl sonra, 18 Ekim 1890'dan itibaren
Bursa'nın ilk özel gazetesi olan Bursa basılarak yayımlanmaya başlandı.
Murat Emrî, bir süre sonra basımevinde Sanayi adlı bir risale ile Fevâid
adlı bir dergi de basarak yayımlayacaktır (Bak. BURSA, FEVÂİD ve SANAYİ
RİSALESİ).
Dönemin genel niteliği,
yayımlanan öteki süreli yayınlar
Bursa'da basın-yayın yaşamının başlayışından, "Sıvas Kongresi" kararlarının
uygulamaya konulduğu Ekim 1919'a değin çıkarılan öteki süreli yayınların
başlıcaları şunlardır:
Barika-i İrşâd (1908), Bursa Sergisi (1909), Karagöz Özel Sayısı (1909, tek
sayı yayımlandı), Ertuğrul (1910), Hukuk-u İbâd (1912), Yavuz (1912), Bursa
Mecmuası (1918) ve Âlem-i Mûsiki (1919) vb.
Dönem içinde Bursa basınının, çağdaş anlamda "basın özgürlüğü" kavramına
uygun yayın yaptığından söz edilemez. Valilik tarafından Vilâyet
Matbaası'nda bastırılarak çıkartılan Hudâvendigâr, resmî nitelikte bir yayın
organıydı ve dolayısıyla resmi görüşün dışında bir düşünce veya oluşumu
savunması olanaksızdı. Ferâizcizâde'nin Nilüfer ve Gündoğdu adlı dergileri
ise, esasen felsefe ve sanat alanlarında yayın yapmayı ilke edinmiş
bulunmaktaydı.
Bursa'da ilk basın soruşturması
Murat Emrî, 1890'da yayımladığı Sanayi Risalesi'nde, son derece mâsum bir
çıkışı dolayısıyla Bursa'da hakkında soruşturma açılan ilk gazeteci
olmuştur. Emrî Efendi'nin, bu risalenin ilk sayısında yazdığı "Sanayiin
terakkisine mâni olan Adliye Nizamnâmesi'dir" başlıklı yazısı dolayısıyla
hakkında soruşturma açılmıştır. -bu soruşturmanın nasıl bir sonuca
ulaştığına ilişkin bilgi ve belge elde edilememiştir-. Sonraki dönemde Emrî
Efendi'nin de resmi görüşle ters düşmemeye özen gösterdiği anlaşılmaktadır
ki, sonraki yıllarda da basın-yayın etkinliklerini sürdürebilmiştir. Uzun
süre yayımlamayı sürdürdüğü Bursa adlı gazetesinde, bazı toplumsal ve
ekonomik eleştirilere de rastlanmaktadır.
Dönemin önemli bir yeniliği, Mehmet Baha (Pars) Bey'in yayımlamaya başladığı
ilk musiki dergisi olan Âlem-i Mûsiki'dir. Bu dergi, elde yeterli sayısı
bulunmamasına karşın, günümüze ulaşan bilgilerden ve Mehmet Baha Bey'in
kimliğinden de anlaşıldığı kadarıyla önemli bir çıkış olmuştur.
Âlem-i Mûsiki gibi bir başka önemli çıkış da, "Bursa Muhipleri Encümeni"
tarafından çıkarılan ve Pars kardeşlerin en küçüğü Muhittin Baha Bey
tarafından yönetilen Bursa Mecmuası'dır. Bu dergi de, Genel Savaş sonrasının
aydın karamsarlığını ve ümmetçi-İslâmcı görüşten ulusalcılığa dönüşümün
işaretlerini yansıtması bakımından önem taşımaktadır.
Kurtuluş Savaşı dönemi
Genel Savaş sonrasında 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan "Mondros Ateşkes
Anlaşması"yla başlayan ve 10 Eylül 1922 günü Bursa?nın Yunan işgalinden
kurtuluşuyla sona eren dönem, Osmanlı aydınının tüm çelişkilerinin basına da
yansıdığı bir süreci kapsamaktadır. Bir grup aydın, Batı'ya öykünen ama
emperyalizmin acımasızlığının ayrımına varınca umutsuzluğa kapılarak yeni
ideolojiler arayışı içinde bocalamaktadır. Bir ikinci grup, tüm içtenliğiyle
Halife'nin kutsal kimliğine bağlanarak skolastik bağnazlıkla her şeyi
oluruna bırakan bir boşvermişlik içindedir. Bir üçüncü grup ise, dünyanın
her yerinde ve her toplumda görüldüğü üzere, kişisel veya grupçu
çıkarlarıyla, emperyalizmin emellerini bağdaştırma uğraşısı içindedir.
Birinci gruptan olanlar, 1917'de patlayan ve tüm dünyayı sarsan Sovyet
devriminin etkisindedirler. Ne var ki Marx'ın felsefesi ve Leninizm'in
ilkeleri ile, Osmanlı aydınının geleneksel İslâmcı yapısını bağdaştırabilmek
hayli güç bir iştir. Bu grubun aydınları, -hiç değilse başlangıçta- kurtuluş
umudunun, Sovyet devriminden esinlenen bir "İslâmcı komünizm" uygulamasında
olacağına inanmışlar; ancak İslâm ideolojisiyle marksizmin anlaşılabilir bir
bireşimini yapmakta pek de başarılı olamamışlardır. Örneğin bireşimi,
İslâm'ın "yeşil" rengiyle bolşevizmin (komünizmin) "kızıl" rengini
flamalarının kumaşlarına yansıtarak sağlamaya çalışanları da olmuştur. Bu
birinci gruptan olanların büyük bölümü, Mustafa Kemal Atatürk'ün
antiemperyalist savaşımına omuz vermişlerdir. Bir küçük bölümü ise,
komünizmin gerçek inançlı savunucuları olarak yeraltına inmek zorunda
kalmışlardır.
İkinci gruptakiler Halife'ye bağlılıkları nedeniyle, zaman zaman üçüncü
grubun bilinçli işbirlikçilerinin tuzağına düşmekten kurtulamamışlardır.
Karşıdevrimci kalkışmalarda, bu iki grup aydının yönlendirici ve belirleyici
rolü olmuştur.
Bu genel görünüm içinde, 1918'den 1919'a doğru Bursa'da, İstanbul'un
yadsınması olanaksız etkinliği söz konusudur. Ancak bu durumun, 6 Mayıs
1919'da yayın yaşamına başlayan Mücahede adlı gazete dışındaki yerel basına
tam anlamıyla yansıdığı söylenemez. Buna karşın 1919'un sonlarından, Bursa
basınında yeni yöntem arayışlarının yansımaları gözlenmektedir. İstanbul'da
kurulan ve Bursa'da da şubesi açılan Teâli-i İslâm Cemiyeti?nin yayımladığı
bir bildiri Bursa Mecmuası'nın 29 Aralık 1919 tarihli 25. sayısında yer
almıştır. Cemiyet, bildirisini yayımladığı dönemde işgale karşı topluca
savaşım verilmesinden yana tutum içinde idi. Ancak daha sonra tutumunu
değiştirecek ve Bursa şubesi de içinde olmak üzere Anadolu'daki örgütlerinin
çoğunluğu merkezden kopacaklardır.
Bursa Mecmuası, İslâmcı-bolşevik bireşimi arayışına yönelişin ilk ürünlerine
sayfalarında yer vermiştir. Esasen sorumlu yönetmeni olan Muhittin Baha
(Pars) Bey, kısa bir süre sonra "Yeşil Ordu Cemiyeti"nin üst yöneticileri
arasında yer alacaktır.
15 Ekim 1919 günü, Bursa'nın sosyalist eğilimli ilk gazetesi Yoldaş yayın
yaşamına başladı. Genel Savaş'ta Doğu cephesinde Rus ordularına tutsak düşen
ve 1917 devriminden sonra bir süre Kırım'da ihtilâlciler arasında kalarak
Bolşevizm'den etkilenen emekli öğretmen İbrahim Hilmi Efendi'nin sahibi
olduğu bu gazetenin yayın yönetmeni Cezbi Efendi idi. Logosunun altında
"İşçi, çiftçi ve emekçi halk faydasına çalışır siyasî, edebî ve içtimâî Türk
gazetesidir" tümcesi bulunmaktaydı. Asıl önemlisi, Yoldaş kendisini
"Osmanlı" değil, "Türk" olarak tanımlamaktaydı. Bu kimliği bile, dönemin
resmi ideolojisine bir tür başkaldırı niteliğindedir. Gazete, çıkarılışından
8 Temmuz 1920'de Bursa'nın işgaline değin, Yeşilordu Cemiyeti'nin çizgisiyle
uyumlu bir yayın politikası izledi. Ancak Yunan işgali süresince, öteki
gazeteler gibi işgalcilerle zıtlaşmamaya özen gösterdi. Kurtuluştan sonra,
devletçe benimsenen politikalara sımsıkı sarılan rakipleri tarafından güç
durumlara düşürüldü, sahibi İbrahim Hilmi 1925'teki "Komünist tevkifatı"nda
tutuklandı, Ankara İstiklâl Mahkemesi'nce 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı
ise de 1926'da çıkarılan genel afla serbest bırakıldı (Bak. İBRAHİM HİLMİ ve
YOLDAŞ).
Kurtuluş Savaşı döneminin Bursa'da ikinci ilgi çekici gazetesi Millet
Yolu'dur. Muhittin Baha (Pars) Bey'in 22 Şubat 1920'den itibaren çıkarmaya
başladığı bu gazete, ilk sayısından son sayısına değin, Anadolu'daki
kalkışmadan yana tavır aldı. Gazete, Bursa'daki aydın yurtsever kadronun,
Mustafa Kemal Paşa'yı destekleme kararlarının ürünü olmalıdır. Millet
Yolu'nun da, yörede giderek yaygınlaşmakta olan "İslâmcı-bolşevik" düşünce
akımından esinlendiği kuşkusuzdur. Kısa süre sonra Yeşiordu Cemiyeti'nin
genel yönetim kurulu üyesi olacak olan Muhittin Baha Bey, niteliği
bakımından ilerici ve o döneme özgü sol eğilimli bir aydındı. Dolayısıyla
gazetesi Anadolu'dan yana bir yayın organı olarak İngiliz gizli belgelerinde
yakınma konusu olmuştu. (Bak. MİLLET YOLU, PARS, Muhittin Baha).
Kurtuluş Savaşı'nın başlangıç dönemlerinde Bursa'da, günümüze herhangi bir
izi kalmamış yayın organlarının da çıkarıldığı bilinmektedir. Örneğin
İstanbul'da yayımlanan Ahrar gazetesinin Ekim 1919 tarihli bir sayısından
Bursa'da Kafkas adlı bir gazetenin hiç değilse bir süre çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Yine İstanbul'da Fransızca olarak yayımlanmakta olan
Stamboul'un 24 Ekim 1919 tarihli sayısından, Bursa'da bilinenlerden ayrı
olarak Yeni Hayat, Genç Kalemler, Lokman Hekim, Gündüz, Yeni Bursa ve Çocuk
adlı yayınların varlığı öğrenilmektedir.
İşgal altında gazetelerin hangi koşullarda yayınlanabildiğini açıklamak
için, Yunanlıların ve Hudavendigâr Valiliği'nin bütün yayınları önceden
"sansür" etmekte olduğunu belirtmek yeterli olacaktır. İşgal güçleri,
basının denetimi amacıyla ilginç yöntemlere de başvurmuşlardır. Örneğin
Bursa Matbaa-i Vilâyet Müdürü Enver Bey'i, Küçük Asya Matbaalar ve Matbuat
Müdir-i Umumisi olarak resmen görevlendirmişlerdir. Bu kişi, Yunan sansür
subayından ve valilik görevlisinden ayrı, denetim ve sansür uygulamakla
yükümlü bulunmaktaydı (esasen Yunanlılarla işbirliği içinde olduğundan,
kurtuluştan sonra ülkeyi terk etmiştir).
İşgal Bursası'nda gazeteler, işgal güçlerinin bildirilerinin yanında, gazete
sahibi ve yazarlarının birbirleriyle kapışmalarına sayfalarını açtılar. O
dönemde Bursa'da çıkan hiçbir yayın organında, Ulusalcıların başarılarına
yer verilememiştir. Hatta o denli ki, Bursalılar, 26 Ağustos 1922'de
başlayan "Büyük Taarruz"u ve ardından 30 Ağustos'ta Dumlupınar'da düşmanın
kesin bir yenilgiye uğradığını, bozgun halinde Ege'ye doğru kaçmakta
olduğunu ancak 6 Eylül'den sonra, o da fısıltı gazetelerinden
öğrenebilmişlerdir. Ne var ki, bu durum dönemin gazetecilerini küçültücü bir
gerekçe sayılamaz.
Yoldaş ve Millet Yolu'nun dışında dönemin öteki gazeteleri şunlardır (her
biri için açıklama, ilgili maddelerde verildi): Hudâvendigâr (dönem içinde
yayınını sürdürdü), Ertuğrul (yayınını aralıklarla sürdürdü), Kevkeb (1921),
İntibah (1921), İntibah-Yoldaş (1921), Hakikat (1921 sonu veya 1922), Kardaş
(1921), Arkadaş (1922).
1922 - 1925 arasında
Kurtuluş Savaşı'ndan hemen sonra, Bursa'da çok sayıda gazetenin yayın
yaşamına devam ettiği veya çıkarılmaya başlandığı görülmektedir. Dönemin
başında bazı gazetelerin "İslâmcı-sosyalıst" görüşleri savunmayı sürdürdüğü,
ya da bu izlenimi veren adlarla çıkarıldığına tanık olunuyor. Bunların
başında, esasen sosyalist görüşlü olduğunu açıkça belirtmekte olan Yoldaş
gelmektedir. Ayrıca 1921 sonu ve 1922 içinde yayın yaşamına giren iki gazete
daha vardır. Bunlardan biri Kardaş (1928?den sonra Kardeş), öteki ise
Arkadaş'tır. Anılarda yansıtıldığına göre Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın
ilk veya olasılıkla ikinci Bursa gezisinde, Belediye'de kentin ileri
gelenleriyle tanıştırılması sırasında, Yoldaş, Kardaş ve Arkadaş'ın
sahipleri yanyana durmakta imişler. Sıra ile gazetelerinin adlarını
söyleyince, Mustafa Kemal şöylece bir bakmış ve:
"Bunların hepsi de 'tavariş' demek değil mi?" diye gülümsemiş.
1923'ten sonra 1925'teki komünist kesime yönelik tutuklamalara gelinceye
değin, Bursa basınında bir kısıtlamanın veya sansürün izlerine pek
rastlanmamaktadır. Ancak 1925'te, ülke genelinde komünistlere karşı
başlatılan bastırma eylemi sırasında Bursa'da da birtakım önlemler alındı.
Bunların başında Yoldaş'ın kapatılması ve sahibi İbrahim Hilmi'nin
tutuklanarak Ankara İstiklâl Mahkemesi'ne gönderilmesi gelir.
Dönem, tek parti/tek şef dönemidir. Özellikle Sovyetler'le ilişkilerin yavaş
yavaş askıya alınmasıyla birlikte, İslâmcı sosyalist modeli savunan veya
adlarıyla bu tür bir öykünme içinde görünen gazeteler birbiri ardınca
kapanmışlardır. Örneğin Arkadaş 1927 öncesinde yayınına son vermiş; Kardaş,
1928'deki yazı devrimi sonrasında bir süre Kardeş başlığı ile yayınını
sürdürmüş, 1933'te kapanmıştır.
1925 - 1946 arasında
1925'teki solu bastırma eyleminden sonra, 1946'ya gelinceye değin, Bursa
basını da, ülke genelinde olduğu gibi resmî görüşe aykırı yayın
yapamamıştır. Doğu Anadolu'da başgösteren Şeyh Sait ayaklanmasının ardından
4 Mart 1925 tarihinde çıkartılan Takrir-i Sükûn Kanunu gereğince, yaygın
basında olduğu gibi yerel basında da kısıtlamalar ve buna koşut bir
otokontrol dönemine girildi. Yasa uyarınca Bursa'da yayımlanmakta olan
Yoldaş kapatıldı ve sahibi İbrahim Hilmi tutuklandı. Yasayla hükümete
olağanüstü yetkiler tanınmıştı. Bunlar arasında basın özgürlüğünü kısıtlamak
ve gazeteleri kapatmak da vardı. Bu yasa 1928'e değin yürürlükte kaldı. 15
Temmuz 1931'de çıkartılan 1881 sayılı Matbuat Kanunu ile, gazete çıkarmak
için önceden izin alma zorunluluğu kaldırıldı; ancak 1938'de yeniden
getirildi.
Doğal olarak 1925 - 1946 arasındaki dönemde, muhalif görüşlere yer verilmek
yerine, daha çok Devrim'in yerleşebilmesi ve toplumun çağdaşlaşabilmesi
amaçlarına yönelik tek sesli bir basın yaşamı söz konusudur. 1925'te ve
1930'da iki kez gündeme gelen çok partili demokrasiye geçiş denemelerinin
olumlu sonuç vermemesi, en çok basını etkilemiş, yoğun baskılar
uygulanmıştır. Dönemin tam bir gazete koleksiyonu bulunmamaktadır. Elde
edilebilen hayli eksik gazete koleksiyonlarında, daha çok yöneticilere övgü
ve toplumsal-ekonomik başarıların sıralanmasına ağırlıkla yer verildiği
görülmektedir. Bu dönemde muhalefet, gazeteciler arası kişisel
sürtüşmelerden kaynaklanan karşılıklı polemikler halinde kendini
göstermektedir.
Dönem içinde yayımını sürdüren eski gazetelerden Hudavendigâr'ın adı 30
Aralık 1926'dan itibaren Resmî Bursa olarak değiştirildi; gazetede yalnızca
yasa, yönetmelik, tüzük ve resmi ilânlar yayımlanmaya başlandı. Vali Şefik
Soyer (gö. 1935-1939) zamanında, yeniden güncel haberlere yönelen bu gazete,
30 Kasım 1937'den sonra boyutları büyütülerek Bursa adıyla çıkarıldı. Ne var
ki Bursa Valiliği'nin güdümünde olduğundan, iktidarın görüşleri
doğrultusunda yayın yapabildiği kuşkusuzdur.
Dönem içinde yayımlanan gazete ve dergilerin başlıcaları (ayrıntılı ilgili
maddelerde verildi): Yeşilyurt (1924), Yeni Fikir (1925), Yeni Bursa (1928),
Hakkın Sesi (1932), Gazi Yolu (1934), Bursa Sesleri (1934), Uludağ (bir ara
Türkün, Bursa Halkevi dergisi, 1935), Klinik (tıp dergisi 1942) ve Demet
(sanat dergisi, 1944).
Bursa Halkevi'nin yayın organı olarak "dil, tarih, edebiyat kolu" tarafından
1935 yılında yayımlanmaya başlanan dergi Uludağ (Türkün), Bursa'nın kültür
ve folklor değerlerinin ortaya çıkarılması ve korunması konusunda önemli bir
görev yapmıştır. Bu derginin, 1951'de kapatılması ile yeri boş kalmıştır
(Bak. ULUDAĞ).
1925 - 1945 arasındaki dönemde Bursa basınına gazete sahibi ve yazar/muhabir
olarak katkı sağlayanlar arasında Vasıf Necdet Bey (Aray), Yordan Süreyya
Bey, Nasuhi Esat Bey, Rıza Ruşen Yücer, Derviş Edesen, Musa Ataş, Faik
Anafarta ve Sedat Ataman'ın adları anılmaya değer.
Tipodan rotatife (1945 - 1974 arası)
İkinci Genel Savaş'ın sonrasında Türkiye'de yeniden çok partili demokrasi
denemesine girişildi. 1925'deki Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (Partisi)
ve 1930'daki Serbest Cumhuriyet Fırkası (Partisi) denemelerinin
başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Türkiye'de uzunca süre suskun bir
dönem yaşanmıştı. Dönem boyunca, gelişen "dünya ekonomik bunalımı" ve ülke
içinde birbirini izleyerek laik cumhuriyet rejimini sarsmayı amaçlayan
ayaklanmalar ve siyasal rekabet savaşımları dolayısıyla, sınırlı ölçüde ve
sadece "Kemalist Devrim" ideolojisini pompalayan bir basın etkinliğine izin
verilmişti. 1945' te Genel Savaş sona erince, Türkiye kendisini Batı'yla
uyum sağlamaya istekli, ancak karşıt iki sistem arasında sıkışıp kalmış bir
ülke konumunda buldu. Dünya konjonktürü, Türkiye'de çok partili demokrasiye
geçişi zorunlu kılmaktaydı. Cumhuriyet'in kuruluşundan beri iktidar partisi
olan Cumhuriyet Halk Partisi de (CHP), çok partili demokrasiye geçiş
sürecine girilmesinin kaçınılmazlığını anlamış görünmekteydi.
Bu anlayış çerçevesinde CHP, Sıvas Kongresi döneminden beri önce Hakimiyet-i
Milliye, daha sonra Ulus adıyla çıkarılmakta olan yaygın parti organı
gazetenin yanı sıra, yerel ölçekli gazeteler çıkarılmasını da kararlaştırdı.
CHP'nin bu kararının Bursa'daki yansıması Ant gazetesidir (Bak. ANT).
Dönemin ilk muhalif siyasal örgütü Milli Kalkınma Partisi (MKP) oldu. Ne var
ki bu parti, kurucusu ve genel başkanının renkli kişiliğine karşın kitlelere
ulaşamadı. Yeterince ciddiye alınmadı. Bursa'da da yandaş toplayamadı.
7 Ocak 1946'da resmen kurulan Demokrat Parti (DP) ise, kurucularının halk
kitlelerince daha yakından tanınması ve savaşımcı kişilikleri nedeniyle kısa
zamanda yaygınlaştı. Örneğin Bursa'da hemen örgütlendi ve ardı sıra Doğru
adıyla ilk yayın organını yayımladı (Bak. DOĞRU).
İktidardaki CHP'nin Ant'ından sonra muhalefet partisi DP'nin Doğru'sunun da
yayına başlamasıyla, Bursa'da, yıllardan sonra siyasal tartışmanın ve
iktidar muhalefet kavgalarının gazeteler aracılığıyla kitlelere aktarıldığı,
çok sesli bir basın yaşamına geçilmiş oldu.
İlginçtir ki, basında en son 1925'lerde kendilerini gösterebilen solcu
aydınlar, 1946'da bu kez Demokrat Parti yandaşı olarak siyasal arenaya
girdiler. Örneğin Bursa'da, döneminin solcu aydınları arasında tanınan İsmet
Bozdağ, Dr. Neşati Üster, kitapçı Zeki Mumcu gibileri, daha çok Demokrat
Parti'nin yayın organı niteliğiyle yayımlanan Doğru'da, sonra da
Hakimiyet'te yazmayı yeğlediler (Bak. HAKİMİYET)
Bir bakıma CHP iktidarı, devrimin "sav"ı ve "karşısav"ı arasında bir
hesaplaşmanın kaçınılmazlığını görmüş ve buna hazırlanmıştı. Bu konudaki
girişimi, Bursa'da iktidarın görüşlerini "resmî ağız" havasında değil, yarı
bağımsız politik kimliğiyle savunacak bir yayın organı çıkarmaktı. Nitekim
Ant, bu düşüncenin ürünü olarak yayın yaşamına girdi. Ancak iktidar partisi
CHP, 1950'de bu denli kolay iktidardan düşürüleceğini düşünememiş ve
dolayısıyla resmî görünümden arındırılmış bir gazetenin, önemli bir okuyucu
desteği sağlayacağına büyük ölçüde bel bağlamış olmalıydı.
1945-1950 arasında Bursa basınında, tam anlamıyla bir siyasal hesaplaşma
dönemi yaşandı. İlkin Ant'la Doğru, 1950 başlarından itibaren de Ant'la
Hakimiyet arasında süregiden siyasal hesaplaşma, bir bakıma gerçekten
kaliteli bir açık tartışma örneği oluşturmaktadır. Muhalefet, kendi siyasal
görüşleri doğrultusunda yayın yapan Doğru veya sonra Hakimiyet'le kıyasıya
yüklenmiş; buna karşılık CHP yanlısı Ant, dönemin iktidarını savunmak gibi
zor bir işlev üstlenmiştir. Dönem boyunca yayın yaşamına giren öteki gazete
ve dergiler, bu ikilinin siyaset savaşımına destek vermişlerse de pek etkili
olamamışlardır
1950 - 1960 arası:
Demokrat Parti'nin (DP) yayın organı Doğru, 1 Ocak 1950'den itibaren yerini
Hakimiyet'e bıraktı. Bu değişikliğin ardı sıra, o yılın 14 Mayıs'ında DP'nin
büyük seçim zaferiyle sona erecek olan bir siyaset maratonu başladı. 14
Mayıs 1950'de seçim sandıklarından Demokrat Parti çıkınca, Ant ve
Hakimiyet'in konumları değişmiş oldu. Eskinin iktidar organı Ant muhalefet,
muhalefet organı Hakimiyet ise iktidar yayın organı haline dönüştüler.
Kapışma, bütün şiddetiyle sürdü. 1951'de Cumhuriyet Halk Partisi'nin malları
elinden alınınca, Ant'ın gelir kaynakları önemli ölçüde azaldı. Bir yandan
içeriğinde gerileme görüldü. Bir yandan da Demokrat Parti İktidarı'nın
1955'ten sonra getirdiği basını susturmaya yönelik yasal düzenlemeler
dolayısıyla kesilen "ilân gelirleri", gazeteyi yönetenleri zora soktu.
Sonuçta Ant tasfiye edildi. 1955'ten sonra, adının başına "yeni" sözcüğü
eklenerek Yeni Ant'a dönüştürüldü ve öylece bir süre daha yayımını sürdürdü.
Dönemin bir başka güçlü muhalefet gazetesi de, Osman Bölükbaşı'nın Millet
Partisi'nin Bursa örgütü kurucularınca çıkarılan Millet Yolu oldu. 1953'te
yayın yaşamına giren bu gazete de, Ant'la birlikte Demokrat Parti
İktidarı'na ve dolayısıyla Hakimiyet'e karşı çetin bir muhalefet yürüttü.
1954'ten sonra DP iktidarının zor dönemi başladı. 15 Temmuz 1950'de kabul
edilen liberal nitelikli basın yasasında değişikliğe gidildi. 9 Mart 1954'te
kabul edilen yeni yasa ile, gazeteciye, hakkında dava açılan yazı veya
haberiyle ilgili olarak "ispat hakkı" da tanınmaması ilkesi getirildi. Bunun
üzerine DP'den kopan bir grup Hürriyet Partisi?ni (HP) kurdu. Bu yeni
oluşumda Bursa milletvekilleri Raif Aybar'la Dr. İbrahim Öktem ve Sabahattin
Çıracıoğlu da yer aldılar. Ülke genelinde olduğu kadar, Bursa özelinde de
basında kavga kızıştı. Ardından 7 Haziran 1956'da kabul edilen yeni bir yasa
ile "sû-i niyet ve maksad-ı mahsus" gibi son derece göreceli kavramlarla
basının baskı altına alındığı bir dönem başladı. Gazeteciler hapse atıldı.
Bursa'da da Çivi adlı siyasal mizah dergisinin yazarlarından Yalçın Kaya
1958'de, Necati Akgün de 1959'da mahkûm olarak cezaevine konuldular.
1960 baharında Demokrat Parti çoğunluğunun oylarıyla kurulan ünlü "Tahkikat
Komisyonu", ulusal nitelikli basının yanısıra, tek yerel gazete olarak,
Bursa'nın Yeni Ant'ını da kapattı. 27 Mayıs 1960'ta, ülke çapında kapatılan
öteki gazetelerle birlikte Yeni Ant da yeniden yayın yaşamına girdi.
Döneme damgalarını vuran DP İl Başkanı ve Hakimiyet gazetesi sahibi Hayri
Terzioğlu, Ant'ın ve sonra Yeni Ant'ın sahibi ve başyazarı Derviş Sami
Taşman, Millet Partisi (MP, sonra CMP ve CKMP) İl Başkanı ve Millet Yolu
gazetesinin sahibi Kâmil Koç ile, yazar ve gazeteciler İsmet Bozdağ, Musa
Ataş, Nevzat Kızılcan, Turhan Aytul, Sadrettin Çanga, Fahir Komman ve oğlu
Ünal Komman, Sabri Türkozan, mizah ustaları Sadık Şendil ve Yalçın Kaya,
Hasan Kesimel, Mustafa Tayla, Feridun Evrenosoğlu, Erdoğan Binyücel, Necati
Akgün, Necmi Aksop, Erdem Dilşen, İsmail Gerçeksöz, Kâmil Yaman, Niyazi
Menteş ve başkaları, yetkin bir gazeteci kuşağının öncüleri oldular. Siyasal
hesaplaşlaşmanın en üst düzeyde olduğu günlerde bile, gazete sahipleri ve
yöneticileriyle gazeteciler arasındaki ilişkiler her zaman uygarca ölçüler
içinde sürdürüldü. Bursa'nın 1980'ler sonrasında sahip olduğu zengin
gazetecilik birikimine ulaşmasında, 1945-1960 arası gazeteci kuşağının
önemli payı bulunmaktadır.
1960 - 1974 arası:
1945-1974 döneminin bu üçüncü evresinde, Bursa basınında bir duraklama
gözlenmektedir. Bunun nedenlerinin başında, olasılıkla sağ siyasal kanat
karşısında, eşdeğer güçte ve belirgin bir sol siyasal seçeneğin henüz
oluşturulamamış bulunmasıdır. 1960'larda Cumhuriyet Halk Partisi'nin,
kendini yenileme çabalarına tanık olunmaktadır. Yani göreceli sol, iç
sorunlarıyla uğraşmakta, bu durumun etkileri hemen her ilde -ve kuşkusuz
Bursa'da- kendini göstermektedir. Üstelik Bursa'da geleneksel siyasetin
güçlü yayın organı Hakimiyet, dönem boyunca düzenli olarak yayımlanmakta
iken, henüz göreceli sol bile olamamış bulunan CHP'nin yayın organı Yeni Ant
özellikle ekonomik zorluklar içinde bocalamaktadır. Nitekim gazete Eylül
1965'te kapanmak zorunda kalacaktır.
Sayısal olarak oldukça fazla dergi ve gazetenin yayınlandığı bu dönemde bir
belirgin gelişim de, Tayan'ların Haber gazetesinde Bursa'nın ilk "entertip
dizgi makinesi" ve "klişe atölyesi"nin hizmete girmesidir. 1964'te yayın
yaşamına giren bu gazetenin dizgi makinesi gelinceye değin yazılar elde
dizilir ve klişe atölyesi kuruluncaya değin, Bursa basını, fotoğraflarını
İstanbul'a göndererek klişesini yaptırır, ya da konserve klişelerle yetinmek
zorunda kalırdı -bir süre sonra Hakimiyet ikinci klişe atölyesini
kuracaktır-.
Dönemin bir başka yeniliği de, Ant'ın Yeni Ant'a dönüşümü aşamasında
Bursa'da ilk "promosyon"un gerçekleştirilmesi olmuştur. Bu ilk promosyonda,
Yeni Ant, okurlarına otuz kupon karşılığında ve kura ile dolmakalem armağan
etti. Gazete-nin bu promosyon kampanyası Mayıs - Ağustos 1955 ayları boyunca
devam etti.
Dönem içinde yayımlanan gazete ve dergilerin başlıcaları (ayrıntı, ilgili
maddelerde verilmiştir):
Gazeteler: Ant (1945), Doğru (1946), Hakimiyet (1950), Şehir Postası (1950),
Demokrat (1950), Ataeli (1952, Mustafakemalpaşa), Bursa Gece Postası (1952),
Millet Yolu (1953), Dava (1954), Ekspres (1954), Karacabey Meltem (1958),
Gemlik (1958), Hakikat (1959), Sabah Postası (1959), Bugün (1960, İznik),
Millet (1960), Bizim İnegöl (1960), Yeni Orhangazi (1962), Yenişehir (1963),
Haber (1964), Keles (1967), Bursanın Sesi (1970), Gemlik Körfez (1973), Amaç
(Karacabey, 1973).
Başka yayınlar ve dergiler: Nilüfer (? ), Yarın Pazar (1946), Hacıvat
(1947), Hacıağa (1947), Yalaza (1950), Spor Haberleri (1950), Gençliğin Sesi
(1951), Özspor (1953), Çivi (1956), Elif (1961), Görüş (1961), Çatı (1963),
Yeni Dönem (1973, dağıtımı ulusal düzeyde yapıldı).
Bursa basınında nitelik değişimi
(1974 - 1983)
1970'li yıllarda hızla sanayileşme sürecine giren Bursa'da, bu hızlı
gelişmeyle uyumlu nitelik ve nicelikte bir yerel basının bulunmayışı önemli
bir boşluk yaratmaktaydı. Başta Hakimiyet olmak üzere yayımlanmakta olan
gazete ve dergiler, gelişime ayak uydurabilecek teknik altyapı ve ekonomik
birikimden yoksun durumdaydı. Oysa Bursa'da ekonomik ve toplumsal açıdan
hızlı bir dönüşüm yaşanmaktaydı. Bu dönüşüme yanıt verecek bir yerel basının
oluşturulabilmesi için, İstanbul merkezli yaygın basının bilgi, teknoloji ve
sermaye birikiminin katkısı gerekiyordu. İlginç olan, katkı arayışı adımının
ilk olarak İstanbul'dan gelmiş olmasıdır.
1974 yılında İstanbul'da yayımlanan Günaydın gazetesinin sahibi VEB Ofset
ile, Bursa'da gazeteler başbayiliği yapmakta olan Armağan Gerçeksi
aralarında anlaşarak Bursa Gazetecilik ve Yayın AŞ?yi kurdular. Bu şirket
aracılığıyla Bursa'da, dönemin ileri teknolojisine yakın düzeyde ve
bilgisayar dizgi donanımlı bir yerel gazete çıkarılması amaçlanmaktaydı.
Bursa basınının o zamana değin edinmiş olduğu bilgi, deneyim, teknoloji ve
sermaye birikiminin hayli üstünde birtakım olanaklarla yayın yaşamına
girilirken, en önemli sorun, Bursa'daki okuyucu kitlesinin bazı
alışkanlıklarının ve hatta genel siyasal eğilimlerinin göz önünde
bulundurulması idi. 1950'den beri yayınını sürdürmekte olan ve 1970'lerde
yerel basının tek önemli temsilcisi konumunda bulunan Hakimiyet gazetesinin
satın alınmasıyla bu sorunun da aşılacağı düşünüldü. Hakimiyet'in sahibi
Hayri Terzioğlu ile anlaşmaya varılarak, bu gazetenin isim ve yayın hakkı
satın alındı. Gerekli hazırlıklar tamamlandıktan sonra, 10 Eylül 1974'te
Hakimiyet' in son sayısı yayımlandı ve Bursa'nın düşman işgalinden
kurtarılışının 52. yıldönümüne denk düşen 11 Eylül 1974 günü Bursa Hakimiyet
yayın yaşamına başladı (Bak. BURSA HAKİMİYET).
Bilgisayarda dizilen, ofset tekniğiyle renkli olarak basılan bu gazete, ilk
günden itibaren yerel yayın organı olmanın sınırlarını da zorlamaya koyuldu.
Yerel haberleri ön planda tutar ve öylelikle Bursa özelinden kopmamaya özen
gösterirken, bir yandan da ülke ve dünya gündemini izlemeye önem verdi.
İçeriği toplumun çeşitli katmanlarına ve kadın okuyuculara yönelik sayfa ve
bölümlerle zenginleştirildi, öylece hemen her kesime seslenen bir gazete
niteliği kazandırıldı.
Bu arada bir bölüm Bursa okuyucusunun Hakimiyet alışkanlığını karşılamak
amacıyla, eski Hakimiyet'çiler Mustafa Tayla önderliğinde, 1946'nın
Doğru'suyla 1950'nin Hakimiyet'inin adlarını birleştirerek Doğru-Hakimiyet
adıyla siyah-beyaz bir gazete çıkardılar (1974).
1970'li yıllarda Bursa'da yayımlanan öteki gazeteler, gerek teknik
olanaklarının, gerekse bilgi ve deneyim birikimlerinin yetersizliği
dolayısıyla Bursa Hakimiyet'le rekabet edemediler. Bunda, Bursa Hakimiyet
dışındaki gazetelerin her birinin belirli siyasal görüşlerin savunuculuğu
işleviyle yüklü oldukları havasını vermelerinin de payı bulunaktaydı.
Bursa Hakimiyet'in kuruluşundan 1986 yılı sonuna dek genel müdürlüğünü yapan
Saruhan Ayber, 18-25 Kasım 1985 tarihli Yankı dergisinde bir soruşturmaya
verdiği yanıtta, bu dönemde yerel basında karşılaşılan güçlükleri, bunları
aşabilmenin ve yerelde tutunabilmenin yöntemleriyle, zaman içinde kendi
gazetesinin ulaştığı düzeyi şöyle özetlemekteydi:
"On yıl önce işe koyulurken birçok konuda yabancıydık. Masraflarını
karşılayacak ölçüde satışı ve ilân geliri olan bir gazeteyi yayınlamak için
önümüzde çok engel ve meçhul vardı. O güne dek İstanbul ve İzmir dışındaki
gazeteler formalite gereği basılır ve resmi ilânla yaşardı. Oysa bugün Bursa
Hakimiyet'in resmi ilân gelirinin payı, ilân gelirlerinin yüzde beşini bile
bulmaz. On yıl önce Bursa'nın ve Bursalıların günlük yaşamında gazete
gereksinimi, yalnız İstanbul gazetelerince karşılanıyordu. Ama bugün
Bursalılar, İstanbul gazetelerini alsalar bile, güne Bursa gazetesi ile
başlıyorlar. (...) Bursa Hakimiyet, Bursa ve Bursalılarla bütünleşen, acı ve
mutluluklarını ânında paylaşan, günlük yaşamla iç içe girmiş bir yayın
organıdır. Bursa ile ilgili her olay, bizim için birinci plandadır. Tüm
olaylara da Bursalı gibi bakarız. Bizim gazetemizde her gün üç-dört yüz
Bursalının adı geçer."
1974'ten sonra 1990'a gelinceye değin yayımlanan gazete ve dergilerden belli
başlıları şunlardır (ayrıntılar, ilgili maddelerde verildi):
Gazeteler: Bursa Hakimiyet (1974), Doğru Hakimiyet (1974), Mustafakemalpaşa
(1976), Bursa Marmara (1977), Hedef (Orhangazi, 1979), Emek (İnegöl, 1980),
İznik (1983), Hakimiyet (1983), Mudanya?nın Sesi (1985), Esinti (Mudanya,
1984), Yıldırım (İnegöl, 1984), Uludağ (1986), Olay (1987), Bursa Haber
(1994), İnegöl Haber (1995), EkoHABER (1996) vb.
Başlıca dergiler: Yeni Nilüfer (1975), Bursa Barosu (1977), BUSİAD Bakış
(1981), Evlilik Okulu (1984), Bursa Ekonomi (1984), Metro (1989) vb.
Değişen sermaye yapısı
1983'te yeni bir değişim gerçekleşti. İş adamı Mümin Gençoğlu Doğru
Hakimiyet gazetesini satın alarak Mustafa Tayla'nın başyazarlığında
Hakimiyet adıyla ve ofset tekniğiyle yayımlamaya karar verdi. Böylelikle
Bursa basınında sermaye yapısında değişiklik sürecine girilmiş oldu. Yeni
gazete, Bursa Hakimiyet'e rakip olarak bilgisayar dizgili ve renkli ofset
baskı tekniğiyle 13 Kısam 1983'ten itibaren, Engin Özpınar'ın yönetiminde
yayına başladı. Hemen ardından bir başka işadamı Nail Yenice de, Bursa'nın
Sesi'ni satın alarak yeniledi, ofset baskıyla ve Uludağ adıyla yayımlamaya
başladı (1986). Bir yıl sonra, 1987'de Bursa Hakimiyet, Sönmez Holding
tarafından satın alındı. Birkaç ay sonra da bir başka tanınmış Bursalı
işadamı ve siyasetçi Cavit Çağlar, Bursa Hakimiyet'ten ayrılan Engin Özpınar
ve Erol Bilenser'in yönetiminde Olay gazetesini çıkardı (1987).
Böylece Bursa'da yayımlanmakta olan dört büyük günlük gazete, basın-yayın
girdilerindeki baş döndürücü artışlar dolayısıyla basın dışı sermayenin
denetimine geçmiş oldu. Burada ilgi çekici bir başka nokta da, bu dört büyük
gazetenin, Bursa'daki sınırlı okuyucu kitlesinden en fazla payı alabilmek
için kıyasıya bir "promosyon" savaşına girmeleridir. Dört büyük gazeteden
Uludağ, 1994'te, "yeniden yayımlanmak üzere" kaydıyla kapandı. İslâmcı-sağ
bir yayın politikasıyla haftada altı gün yayımlanmakta olan Marmara da,
yarıştan çekilmek zorunda kaldı. 1994'te Hakimiyet gazetesi Kemal Sulaoğlu
yönetiminde yenilenerek Bursa Haber adını aldı. 1987'den sonra ilkin Kemal
Sulaoğlu, ardından Aykan Uzoğuz ve en son Nuri Kolaylı yönetiminde gelişme
gösteren Bursa Hakimiyet ise, 1994 sonunda önce Saruhan Ayber yönetiminde
Bursa 2000'?e, sonra da Nuri Kolaylı yönetiminde yeniden Bursa Hakimiyet?e
dönüştürüldü (ayrıntılar ilgili maddelerde verildi).
1974'ten sonraki modernleşme ve yapısal değişim sürecinde, Bursa basınında
her düzeyde kaliteli gazeteciler yetişti. Bursa Hakimiyet'le başlayan, sonra
Hakimiyet (Bursa Haber), Uludağ, Olay ve Bursa 2000'le 1997'ye ulaşan bu
dönemde, gazetecilikte uzmanlaşma ön plana çıktı. Spor ve magazin
gazeteciliği önem kazandı. Gazetelerin yazı işleri, çağdaş olanaklar ve
yetişkin kadrolarla donatıldı. Bu arada farklı çizgilerde yeni yorumcular
yetişti. Ankara bağlantıları sağlandı. Uludağ Üniversitesi öğretim üye ve
elemanları, uzmanlık gerektiren konularda ya kendilerine ayrılan köşelerde,
ya da aralıklı yazılarıyla gazetelerin daha işlevsel olmasında rol
oynadılar.
Promosyonlu rekabet
1983'te gerçekleşen bir önemli dönüşüm de, Bursa Hakimiyet gazetesi ile
Mümin Gençoğlu'nun Doğru Hakimiyet'i satın alarak yayımladığı Hakimiyet
gazetesi arasında başlayan rekabetin promosyon yarışını gündeme getirmiş
olmasıdır. Bursa Hakimiyet, sahip olduğu üstünlüğü rakibine kaptırmamak için
ilkin bir "magazin" eki verdi, ardından kültür promosyonu yaparak iki
ciltlik Bursa Ansiklopedisi hazırlattırıp gazetenin magazin ekinde
yayımladı. Sonraki dönemlerde gazeteler arasındaki tiraj savaşımı
kızıştıkça, otomobilden dayanıklı tüketim mallarına, giyim eşyası ve mutfak
gereçlerinden, yiyecek-içecek ve temizlik maddelerine, pijama-gecelik ve
yatak odası eşyasına değin pek çok maddenin armağan olarak dağıtımına
başlandı.
Haftalık gazete ve dergiler
1999'da Bursa merkezinde ve ilçelerinde Bursa 2000, Olay ve Bursa Haber gibi
günlük ve çağdaş basın teknolojisine sahip gazeteler yanında, çok sayıda
haftalık gazete ve dergilerle, değişik aralıklarla (onbeş günlük, aylık, üç
aylık gibi) piyasaya çıkan süreli yayınlar yaşamlarını sürdürmektedir
(bunlarla ilgili bilgiler, her biri için açılan maddelerde verilmiştir).
1970'ten sonra siyasal nitelikli ve yurt çapında dağıtımı yapılan tek yayın
organı Yeni Dönem'dir. Ancak bu derginin de yayını süreklilik kazanamamış ve
6. sayısından sonra kapanmak zorunda kalmıştır. Bursa'da bunun dışında, ülke
kamuoyuna seslenme amaçlı herhangi bir siyasal yayın yapılmamıştır.
Ne var ki daha sonraki yıllarda yayın yaşamına girecek olan Biçem, sonra
Yeni Biçem ve Düşlem adlı kültür ve sanat dergileri, bir ölçüde il
sınırlarını zorlayacaktır. Bu sayılanlar dışında, 1999?da yayımlanmaya
başlanan üç aylık kent kültürü ve düşün dergisi Bursa Defteri?ne gelinceye
değin, Bursa'da yayımlanan kültür ve sanat dergileri, yeterli bir birikim
veya sanat görüşünün temsilcisi olamadıkları ve genellikle belirli bir
düzeyin altında kaldıkları, ayrıca ülke çapında dağıtım olanaklarına
kavuşamadıkları için süreklilik kazanamamış, kısa ömürlü olmuşlardır.
Medya kavramının doğuşu
Basın, 1985'ten sonra Türkiye ölçeğinde olduğu gibi Bursa'da da salt süreli
yayınları kapsar bir anlam kazandı. Radyoların ve özellikle görüntülü yayın
araçlarının devreye girmesiyle "medya" terimi ön plana çıktı. 1990'ların
başlarında Bursa'da birbiri ardınca özel radyolar seslerini duyurmaya
çalıştılar. Bu arada Flash TV'nin kurularak yayına başlamasıyla
televizyonculuk gündeme girdi. Daha sonra Bursa merkezinde ve ilçelerinde
birtakım özel televizyon kanalları açıldı. Ancak bu özel radyo ve
televizyonların önemli bölümü, ilgili yasanın çıkarılması ve Radyo
Televizyon Üst Kurulu? nun (RTÜK) kurularak çalışmaya başlamasından sonra
kapandılar. Radyo Aktif, Radyo S, Olay FM, Radyo Vizyon gibi radyolarla,
ilçelerde yayın yapmakta olan bazı istasyonlar yeni duruma uyum sağladılar.
1995 sonunda Sönmez Holding'in AS TV ve Çağlar Grubu'nun OLAY TV adlı
kanallarının yayın yaşamına başlamasıyla Bursa medyası, ülke çapında yayın
yapan yaygın medyayla rekabet edebilecek düzeye ulaştı. Çağlar Grubu, 1996
sonunda Sabah Grubu'ndan SATEL'i satın alarak NTV rümuzuyla ülke çapında
haber ağırlıklı yayınlara başladı, ancak bir süre sonra bu kanal yeniden el
değiştirdi. Daha sonra LİNE TV yayına girdi (Bak. MEDYA, RADYO ve
TELEVİZYON).
|